Hiçlik Makamı- Neyzen Tevfik

Neyzen’in dilindeki keskinlik, toplumsal eleştirilerinde de kendini gösterir. Savaş vurguncularından birinin dedikodusu yapılırken “Tonla parası var… Herifin bir eli yağda bir eli balda… Nereye gitse hemen yol açıyorlar!” denir. Neyzen sorar: “Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?” “Çekiliyor” cevabını alınca yapıştırır: “Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar…”

Hiçlik Makamı- Neyzen Tevfik

Toplumsal Eleştiri ve İroni

Neyzen Tevfik,  edebiyatımızın ve tasavvufî ney üstadlarının en müstesna simalarından biri olarak, hayatı boyunca “hiç” kelimesinin etrafında dönen bir varoluş biçimini temsil eder. Dünyaya tutunmayan, dünya malına zerre kadar tamah etmeyen, kimseye minnet borcu taşımayan bu adam, mütevazılığını bir yaşam tarzı haline getirmişti. Bir gün Hocapaşa Camii’nin tabutluğuna gidip bir tabutun içine girer, kapağını üzerine örter ve uyur. Bu sahne, onun dünyaya bakışının en yalın ifadesidir: Ölümü bile bir sığınak, hayatı ise geçici bir durak olarak gören bir ruh hali.

Dünya malına karşı duyduğu kayıtsızlık, onun sözlerinde de kendini gösterir. “Dünyanın en yüksek tahtına da çıksan yine aynı götle oturacaksın” demesi, statü ve makam karşısındaki alaycı mesafesini özetler. Geçmişe yanmayı da reddeder. Gençlik günlerine yananlara seslenirken şöyle der:

“Geçen gençlik günlerine yanmayan

Yok gibidir bense bakar geçerim.

Yoku vara varı hiçe gömerek

Her solukta bir gam yakar geçerim.”

İlk şiir kitabına “Hiç” adını vermesi tesadüf değildir. Bu isim, hem bir şiir seçkisi hem de bir manifesto gibidir. Talat Paşa’nın kendisine memuriyet teklif ettiği günlerde yaşanan diyalog, bu manifesto’nun canlı bir sahnesidir. Neyzen, memur olunca sonunda ne olacağını sorar. Paşa, silsileyi bir bir saydıktan sonra en son kademeye gelince “Hiç” der. Neyzen’in cevabı hazırdır: “İşte ben bugün de hiçim!”

1940’lı yıllarda Bakırköy Akıl Hastanesi’nin 21 numaralı koğuşu ona ayrılır. Ünlü sinir uzmanı Mazhar Osman hem doktoru hem de dostudur. İstediği zaman gelir, kalır; canı istediğinde çıkar. Bu özgürlük, onun toplumun sınırlarına ve kurallarına karşı takındığı mesafenin bir başka yansımasıdır. Gençliğinde Mevlevî ve Bektaşî dergâhlarında kalmış, pek çok kişiden feyz almıştır. Ancak hiçbir tarikata bağlı kalmamıştır. İstanbul’a medrese eğitimi için geldiği yıllarda sarık ve cübbe taşımadığı için medreseden; namaz kılmadığı, abdest almadığı için de mevlevîhaneden kovulur. Bağımsızlığı, her türlü kurumsal aidiyetin önüne geçer.

Hiçlik Makamı- Neyzen Tevfik

Neyzen’in dilindeki keskinlik, toplumsal eleştirilerinde de kendini gösterir. Savaş vurguncularından birinin dedikodusu yapılırken “Tonla parası var… Herifin bir eli yağda bir eli balda… Nereye gitse hemen yol açıyorlar!” denir. Neyzen sorar: “Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?” “Çekiliyor” cevabını alınca yapıştırır: “Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar…”

Bir başka seferinde kendisine sorulur: “Neyzen, çalarken mi neşelenirsin yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?” O dönemde Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikoduları dolaşmaktadır. Neyzen’in cevabı kısa ve nettir: “Maliye Vekili değilim ki çalarken zevk alayım.”

İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, kısa süre sonra yeğenini vali olarak atatır. Karşılaştıklarında Neyzen, “Maşallah kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor” der. Adam şaşırır: “Genç yaşta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?” Neyzen’in cevabı yine hazırdır: “İşte ben de onun için benzetiyorum ya; fasulye de sırığa sarılarak büyür.”

Hayatı yoksullukla geçmiş olmasına rağmen yüreği insan sevgisiyle doludur. 1952 yılında Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübilesinin yapılacağı gün bir arkadaşına telefon açar, kendisine bir takım elbise göndermesini ister. Elbise gelir. Jübile bitince sahnenin arkasında o elbiseyi çıkarıp oradaki garsonlara verir, sonra eski elbiselerini giyer. “Bana vereceğiniz parayı da yoksullara dağıtın” der. Bu sahne, onun mülkiyete  bakışının son ve en çarpıcı göstergelerinden biridir.

Nice abdalların yıllarca aradığı, aptalların ise dünya malında bulmayı umduğu o son mertebeyi Neyzen çoktan izah etmiştir: Hiçtir. 28 Ocak 1953’te son nefesini verdiğinde, o “Hiç”i uğurlamak için binlerce insan Barbaros Bulvarı’na akar. En yüksek derecedeki devlet memurlarından kılıklarına çeki düzen vermeye çalışan sarhoşlara, üniversite profesörlerinden sokak dilencilerine kadar her kesimden insan, hiçlik mertebesine erişmiş bir adamı uğurlamaya gelir.

Neyzen Tevfik’in hayatı, bir reddedişler silsilesidir: Makamı, malı, tarikatı, kurumsal aidiyeti, hatta geçmişe yanmayı reddeder. Yerine koyduğu şey ise basit ve radikaldir: Hiç. Bu hiçlik, boşluk değil; her şeyi içine alan, her türlü iddiayı silen bir makamdır. O makamda oturan adam, tabutta uyuyabilir, takım elbiseyi garsona verebilir, “ben bugün de hiçim” diyebilir. Ve öldüğünde binlerce insan, o hiçliği uğurlamak için yollara dökülür. Çünkü Neyzen Tevfik, hiçliğin nasıl yaşanacağını göstermiş nadir adamlardan biridir.

 

Haber cemil baran

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış