Fuat Saka: Bir Göçmenin Not Defteri

Sanatçılık, onun için göçmenlikle iç içeydi. Resimden müziğe uzanan yolda, devrimcilik her adımda yanı başındaydı. Trabzon’un dağlarından Avrupa’nın şehirlerine, oradan geri dönüşe… Macera yolcusu, dur durak bilmiyordu. Şarkıları, halkların kardeşliğini haykırıyordu; zulme karşı bağımsızlık çığlığıydı. Fuat Saka, bir sürgünün kalemiyle yazıyordu tarihini. Not defteri, dolu dolu sayfalarla; her biri bir beste, her biri bir anı. Göçmenliğin ritmi, devrimci bir kalp atışıyla karışıyordu. Dünyayı değiştirmek isteyen bu yolcu, hala yollarda; müzikle, umutla.

Fuat Saka: Bir Göçmenin Not Defteri

Devrimci, Sanatçı, Göçmen

Fuat Saka, Karadeniz’in dalgaları gibi coşkulu, rüzgarı gibi asi bir ruh taşıyordu. Trabzon’un Sotka Mahallesi’nde, 1952’de dünyaya gözlerini açtığında, belki de kaderi onu bir macera yolcusu yapmıştı. Anne tarafı Kars’tan Akçaabat’a uzanan Gürcü kökleri, baba tarafı Batum’dan Trabzon’a savrulmuş bir aile hikayesiyle yoğrulmuştu. Çocukluğu, denizin tuzlu kokusuyla, yaylı tambur sesleriyle doluydu; babası bir ustaydı o enstrümanda. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde resim bölümünü bitirdiğinde, tuvaline renkleri sürerken, aslında notalara da hazırlanıyordu. Ama hayat, onu sadece sanatın sakin sularında bırakmadı; devrimci bir ateş, içindeki fırtınayı körükledi.

1980’ler, Türkiye için karanlık bir dönemdi. Fuat saka, inandığı değerler uğruna sürgüne düştü. Kaçış, bir gecede başladı; sınırlar aşıldı, yeni hayatlar kuruldu. Almanya, Danimarka, Fransa, Hamburg’un soğuk sokakları, Kopenhag’ın limanları onun yeni mücadele alanı oldu. Yirmi yıl sürdü bu yolculuk. Sürgün, onun için bir ceza değil, bir dönüşüm oldu. Göçmenlik, damarlarında dolaşan bir melodi haline geldi. O yıllarda, müzikle direndi. “Bir Sürgünün Not Defteri” albümü, bu dönemin izlerini taşıyordu. Şarkılarında, dazlak rüzgarlar eser, romanlara saygı duyulur, beyaz ölümün soğuğu hissedilirdi. Sen, diye seslenirdi dinleyicisine; belki kendine, belki kayıp yoldaşlara. Hamburg-Kopenhag arası bir tren gibi, hayatı raylar üzerinde akıyordu. Arabesk ritimler, kaptan-ı derya hikayeleriyle karışıyor, bir bilmece gibi çözülüyordu notalarda.

Misina, onun için bir sembol belki de. Balıkçı oltasının ince ipi gibi, hayatı bağlayan, ama kopmaya hazır bir bağ. Belgesel bir anlatıda, “Bir Sürgünün Not Defteri: Misina” adıyla canlandı bu hikaye. Fuat Saka, devrimci bir müzisyen olarak, yaşadığı haksızlıklara karşı durdu. Sanatçılık, onun için sadece şarkı söylemek değildi; dünyayı değiştirmek isteyen bir yolcunun pusulasıydı. Göçmenlik, onu dönüştürdü. Sürgünde, farklı kültürlerin ezgilerini topladı: Karadeniz horonları, cazın özgür ritimleri, Lazca’nın kadim tınıları. “Lazca-caz” dediler müziğine; o ise gülümsedi, çünkü müzik sınır tanımazdı. Dünyayı değiştirmek istiyordu, macera dolu yollarında. Her konser, bir manifesto; her beste, bir isyan.

Göçmen devrimci olur, derler. Fuat Saka için bu, bir gerçeklikti. Yirmi yılın sonunda, 1990’ların sonunda döndü ülkesine. Ama göç, içinden hiç çıkmadı. Besteleri, göçmenliğin senfonisini yazdı adeta. “Karanlık Sular”, dünyanın ilk göç senfonisiydi. İstanbul, Köln, Münster, Hatay, Siegen… Her sahnede, göçün acısını, umudunu anlattı. Bu dünya hepimize yeter, diyordu notalarında. Yükselen ırkçılığa karşı bir panzehir gibi, müzikal bir direniş. Göçmenler, sığınmacılar; onların hikayeleri, senfoninin notalarında can buluyordu. Karanlık sularda yüzen gemiler gibi, hayatlar savruluyordu; Fuat ise onları bir araya getiriyordu, armonik bir bütünlükte.

Sanatçılık, onun için göçmenlikle iç içeydi. Resimden müziğe uzanan yolda, devrimcilik her adımda yanı başındaydı. Trabzon’un dağlarından Avrupa’nın şehirlerine, oradan geri dönüşe… Macera yolcusu, dur durak bilmiyordu. Şarkıları, halkların kardeşliğini haykırıyordu; zulme karşı bağımsızlık çığlığıydı. Fuat Saka, bir sürgünün kalemiyle yazıyordu tarihini. Not defteri, dolu dolu sayfalarla; her biri bir beste, her biri bir anı. Göçmenliğin ritmi, devrimci bir kalp atışıyla karışıyordu. Dünyayı değiştirmek isteyen bu yolcu, hala yollarda; müzikle, umutla.

Hayatı, bir nehir gibi akıyordu. Çocukluğunun Sotka’sından, sürgünün soğuk limanlarına; oradan senfonilerin sıcak sahnelerine. Fuat, göçmenliğin senfonisini yazan göçmendi. Her nota, bir hikaye; her hikaye, bir mücadele. Devrimcilik, onun damarlarında dolaşıyordu; sanatçılık, bunu dünyaya yayıyordu. Macera dolu yollarında, durmak yoktu. Göçmen devrimci olur, evet; çünkü kökler toprağa bağlı kalamaz, rüzgarla savrulur, ama her yere tohum eker. Fuat Saka, işte o tohumlardan biriydi; büyüyen, yeşeren, şarkılarla çoğalan.

Bugün, 70’lerini aşmışken bile, enerjisi tükenmiyordu. Konserler, besteler, belgeseller… Misina gibi ince, ama güçlü bir bağla bağlıydı hayata. Dünyayı değiştirmek isteyen macera yolcusu, hala yol alıyordu. Göçmenliğin senfonisi, kulaklarda çınlıyordu; karanlık sulara rağmen, ışık saçıyordu. Fuat, sürgünün not defterini kapatmamıştı; yeni sayfalar ekliyordu her gün. Devrimcilik, sanatçılık, göçmenlik; hepsi bir bütün, hepsi onun hikayesi. Ve bu hikaye, dinleyen herkesi değiştiriyordu, tıpkı dalgaların kıyıyı şekillendirdiği gibi.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış