Mili Servet Transferi, Alternatif Gerçeklik
Bir zamanlar memlekette iki tane komşu varmış. Biri solcu, biri sağcı. İkisi de aynı apartmanda, aynı katta oturuyor. Solcu adamın kapısında “Herkese bedava gerçek” diye bir tabela asılı. Sağcının kapısında ise “Yalan Özel Seri – Taksitli Satış” yazıyor, altında da küçük puntolarla “KDV dahil, vicdan hariç”.
Solcu sabah erkenden uyanır, pencereyi açar, bağırır:
“Arkadaşlar, bu hükümet yolsuzluk yapıyor, hırsızlık yapıyor, milleti soyuyor!”
Kimse para vermez. Aksine, solcu ertesi sabah kendini nezarette bulur. Savcı sorar:
“Bu doğruları nereden buldun evladım?”
Solcu iç çeker: “Kaynak: Gözlerim, kulaklarım ve vicdanım efendim.”
Savcı kaşlarını çatar: “Ooo, çok ağır suç. 3 yıl hapis, bir de ‘devlete hakaret’ten ek ceza.”
Aynı apartmanda sağcı komşu ise kahvesini yudumlayarak televizyona çıkar. Mikrofonu kaptığı gibi başlar:
“Değerli izleyicilerim, bu ülkede hırsızlık diye bir şey yok! Olanlar ‘milli servet transferi’dir. Yolsuzluk da yok, ‘ekonomik yeniden yapılandırma’dır. Cezaevine giren solculara gelince… onlar vatan hainidir, terör severdir, dışarıda olsalar anarşistlik yaparlardı zaten!”
Reytingler patlar. Reklamlar akar. Sağcı beyefendi cebine üç beş kuruş koyar, arabasını değiştirir, yazlığına yeni havuz yaptırır. Mahalleli sorar:
“Abi bu yalanları nasıl bu kadar akıcı söylüyorsun?”
Sağcı güler: “Kardeşim, ben yalan söylemiyorum. Ben ‘alternatif gerçeklik’ üretiyorum. Pazarlama dili bu. Sen ‘hırsız’ dersen kimse dinlemez. ‘Yenilikçi finans modeli’ dersen herkes alkışlar.”
Bir gün apartmanın ortak hesaplarına bakılır. Kasada para yoktur. Solcu “Hırsızlık var!” diye bağırır, hemen gözaltına alınır. Sağcı ise sakin sakin açıklama yapar:
“Arkadaşlar, para kaybolmadı. ‘Görünmez el’ aldı. Piyasa mekanizmasıdır. Ayrıca o para ‘gelecek nesillere yatırım’ yapıldı. Siz anlamazsınız.”
Hakim sorar sağcıya:
“Peki bu 1 milyar nerede?”
Sağcı omuz silker:
“Efendim, o para ‘milli menfaat’ için yurtdışındaki dostlarımıza emanet edildi. Hem zaten solcuların dediği gibi ‘hırsızlık’ olsaydı ben niye bu kadar rahat konuşayım? Bakın, vicdanım temiz, cüzdanım şişkin.”
Hakim gülümser:
“Tamam evladım, sen serbestsin. Bu solcuya da 7 yıl verelim ki bir daha doğruyu bedava söylemesin.”
Solcu cezaevinde volta atarken düşünür:
“Ben doğruyu bedava söylüyorum, ceza alıyorum. O yalanı parayla satıyor, ödül alıyor. Bu sistemde dürüst olmak neden bu kadar pahalıya patlıyor?”
Bir gece gardiyan gelir, kulağına fısıldar:
“Abi, senin doğrunu ben de biliyorum ama… maaşım düşük, çocuğumun okul taksidi var. Sessiz kalayım mı yoksa ben de mi bağırayım?”
Solcu güler:
“Bağırma kardeşim. Bedava doğruyu söylemenin bedeli ağır. Sen de yalanı paketle, taksitli sat. En azından çocuğun okulu biter.”
Dışarıda ise sağcı yeni kitabını çıkarmıştır:
“Nasıl Yalan Söylerim ki Kimse Fark Etmesin – 101 İleri Seviye Teknik”
Kitap listelerde bir numara. Önsözünde şöyle yazıyor:
“Sevgili okuyucular, unutmayın: Gerçek, fakirlerin lüksüdür. Yalansa zenginlerin mesleği.”
Ve memleket böylece döner durur.
Solcu içeride, sağcı dışarıda.
Doğru bedava, yalan ise KDV’si dahil, taksitli, peşinatsız.
Sonuç?
Vicdan sahibi olanlar cezaevinde, cüzdan sahibi olanlar villada.
Herkes biliyor ama kimse yüksek sesle söyleyemiyor.
Çünkü yüksek sesle doğruyu söylemek bedava…
Ama bedeli çok ağır.
Yorumlar (0)