Halkın Arzuhalini Yazan Şair
Hasan Hüseyin Korkmazgil, Sivas’ın Gürün ilçesinde, 1927’nin soğuk bir mart gününde, yoksulluğun kucağında gözlerini açtı dünyaya. Babası demiryolu işçisi, annesi evin direği; kıtlık yıllarında söğüt yapraklarıyla karın doyuran bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Çocukluğu, dağların arasında, toprakla yoğrulmuş bir hayatta geçti. Okula başladığında, parasız yatılı yolları onu Niğde’ye, Adana’ya, ardından Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne taşıdı. 1950’de mezun olup öğretmen oldu, Göksun’da, Maraş’ta sınıflara umut ekti. Ama dizeleri, kalemiyle çizdiği yol, onu başka bir savaşa sürükledi.
Şiir, onun damarlarında akan bir ırmaktı. İlk dizeleri, lise yıllarında filizlendi, 1959’da Dost dergisinde çiçek açtı. Kızılırmak gibi coşkun, Kavel gibi dirençli kitapları basıldı. “Kızılırmak”ta, akıp giden suların sesinde halkın çığlığını duyurdu. Ama sözleri, egemenlerin kulaklarını tırmaladı. Komünizm propagandası suçlamasıyla hapse düştü, 1960’larda. Öğretmenlikten atıldı, kamu haklarından yoksun bırakıldı. Gürün’de, Sivas’ta arzuhalcilik yaptı, tabela boyadı, portre çizdi, inşaatlarda ter döktü. O yıllarda, “Yedi Çatallı Kazık” şiirinde, hapishane izlenimlerini kazıdı belleğe: duvarların soğukluğunda, zincirlerin şakırtısında, özgürlüğün hasretini anlattı. Ama yılmadı; kalemiyle direndi, dizeleriyle savaştı.
Hayatı, şiirleriyle iç içe örülmüştü. “Acıyı Bal Eyledik”te, acının derinliğinde balı buldu: “Pir Sultan olur dirilir / bak su bebelerin güzelliğine / kaşı destan gözü destan elleri kan içinde / kor olasın demiyorum kor olma da gör beni.” Bu dizelerde, vurulanın yerine binlerin doğduğunu haykırdı. “Beni vurmak kurtuluş mu?” diye sordu, körleşen gözlere ışık tuttu. Yaşam felsefesi, bu soruda gizliydi: ezilenin gücü, sömürenin korkusu. Bir gider bin geliriz, derken, halkın ölümsüzlüğünü müjdeledi. Kapitalizmin çarklarında ezilen yoksulları, “Bıçak Kemikte” ile uyardı: “Eti geçti, duydun mu? / Bıçak kemikte. / Duymadınsa duy artık behey Allah’ın kulu, / bıçak kemikte.” Sömürünün imdat çanlarını çaldı, suskuyu yırtıp silkinmeyi çağırdı. Üretensin, yaratansın, yürütensin dağları, derken, işçinin, köylünün onurunu yükseltti. Bu şiir, yoksulların çekilmez acısını, kemikteki bıçağın acısıyla eşitledi; kalkışmanın eşiğini gösterdi.
1960’lar onun için direniş yıllarıydı. Kavel grevi işçilerini şiirine kattı, Temmuz Bildirisi’nde devrimin sesini yükseltti. Kızılkuğu ile TRT Sanat Ödülü aldı, ama ödüllerden öte, halkın sevgisini kazandı. Ağlasun Ayşafağı’nda, doğanın renklerinde insan acısını boyadı. Oğlak’ta, çocukluğun masumiyetini, yetişkinliğin kavgasıyla buluşturdu. Koçero Vatan Şiiri’nde, vatanı ezilenlerin omzunda taşıdı. Haziran’da Ölmek Zor, acının zirvesinde bir ağıttı: “Sokaktayım gece leylak ve tomurcuk kokuyor / yaralı bir şahin olmuş yüreğim / uy anam anam haziranda ölmek zor!” Bu dizeler, haziran sıcağında yitirilen canları anımsattı, direnişin acısını ölümsüzleştirdi.
Hayatı boyunca, toplumcu gerçekçiliğin bayrağını taşıdı. Kırsalın çilesini, işçinin terini, yoksulun feryadını dizelere döktü. Halk edebiyatından esinlendi, türkülerin ritmini şiirine kattı. Acılara Tutunmak’ta, “Acı çekmek özgürlükse / özgürdük ikimiz de” diyerek, sevgiyi bile acıyla yoğurdu. Filizkıran Fırtınası ile Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü’nü aldı, Işıklarla Oynamayın’da ışığın karanlığı yendiğini anlattı. Ama beyin kanaması, 1983’te vurdu onu; bir yıl bitkisel hayatta kaldıktan sonra, 26 Şubat 1984’te, 57 yaşında veda etti dünyaya.
Hasan Hüseyin, dizeleriyle yaşar hâlâ. Onun şiiri, bir nehir gibi akar: sömürünün karşısına direnişi koyar, yoksulluğun karşısında umudu yükseltir. Hayatı, bu dizelerin arasında gizlidir; vuruldukça çoğalan, acıyı bala çeviren bir ömür. Bıçak kemikte diye uyarır, beni vurmak kurtuluş mu diye sorar. O, halkın sesi, işçinin yumruğu, şairin kalbidir.
Yorumlar (1)
RENAN YAŞAR ATALAY
3 ay önce / 26.02.2026Böyle güzel insanlar hep komünizm propagandası yapmakla suçlandı ve hapse atıldı halbuki insanları bilinçlendirmek ve vatanı onore etmek için çalıştılar ve yazdılar
Beğendim 1 | Beğenmedim 0 | Cevapla