Hatırlamak da Bir Sorumluluktur
31 Temmuz…
Türkiye'nin yakın tarihine damga vuran birçok siyasal hareket üzerine sayısız kitap yazıldı, belgeseller çekildi, akademik çalışmalar yapıldı. Ancak bazı hareketler vardır ki, binlerce insanın hayatına dokunmuş olmalarına rağmen zamanın sessizliğine terk edilmişlerdir.
Karadeniz Dev-Genç, işte bunlardan biridir.
1970'li yılların siyasal atmosferi anlatılırken genellikle Ankara, İstanbul ve üniversite merkezli örgütlenmeler öne çıkarılır. Oysa Karadeniz'de, Samsun'dan Rize'ye kadar uzanan hatta gelişen ve kendine özgü karakteri olan bir gençlik hareketi vardı. Bugün geriye dönüp bakıldığında, bu deneyimin yeterince incelenmediği, hatta büyük ölçüde unutulduğu görülüyor.
Oysa ortada sıradan bir örgütlenme yoktu.
Karadeniz Dev-Genç, taşranın, mahallenin ve köylerle bağını koparmamış gençlerin hareketiydi. Üniversitelerden doğup topluma açılan değil; toplumun içinden çıkıp üniversiteleri de etkileyen farklı bir örgütlenme modeli geliştirdi. Belki de onu benzerlerinden ayıran en önemli özellik buydu.
Bir başka dikkat çekici yönü ise mütevazılığıydı.
Bugün geçmişe dönüp bakıldığında birçok hareket kendi efsanesini üretmiş durumda. Karadeniz Dev-Genç ise tam tersine, yaptığı işi büyütmek yerine görünmez kalmayı tercih etmiş gibidir. Belki bunun nedeni, kadrolarının aynı mahallede büyüyen insanlar olmasıydı. Aynı sokaklarda oynayan, aynı denizde yüzen, aynı fırından ekmek alan gençler, birbirlerine üstünlük taslamayı hiçbir zaman öğrenmediler.
Bu yüzden tarih sahnesinden de sessizce çekildiler.
İşte tam da burada bir eksiklikle karşı karşıyayız.
Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen Karadeniz Dev-Genç üzerine kapsamlı araştırmaların, sözlü tarih çalışmalarının ve tanıklıkları bir araya getiren eserlerin yok denecek kadar az olması, Türkiye'nin yakın tarihine karşı gösterdiği ilgisizliğin bir sonucudur. Oysa tarih, yalnızca kazananların ya da iktidarların yazdığı bir metin değildir. Yerel deneyimler, bölgesel hareketler ve sıradan insanların hikâyeleri de bu tarihin vazgeçilmez parçalarıdır.
Elbette Karadeniz Dev-Genç'in siyasal çizgisi üzerine farklı değerlendirmeler yapılabilir. O dönemin bütün örgütleri gibi eleştirilecek yönleri de savunulacak yönleri de vardır. Yakın tarih, tek sesli anlatılarla değil, farklı tanıklıkların birlikte değerlendirilmesiyle anlaşılabilir.
Ancak üzerinde uzlaşılması gereken başka bir gerçek var.
Bir kuşak yaşadı.
İnandıkları değerler uğruna bedel ödedi.
Kimileri cezaevine girdi, kimileri işkence gördü, kimileri yaşamını yitirdi, kimileri ise sessizce hayatına devam etti. Bugün onların adlarını bilenlerin sayısı her geçen yıl azalıyor.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Çünkü unutulan yalnızca insanlar değildir; bir dönemin toplumsal hafızası da yavaş yavaş silinir.
Karadeniz Dev-Genç'i anlatmak, yalnızca bir örgütü anlatmak değildir. Bir bölgenin kültürünü, mahalle dayanışmasını, gençliğin umutlarını ve Türkiye'nin yakın tarihinin önemli bir kesitini kayıt altına almaktır.

Bugün 31 Temmuz.
Belki de yapılması gereken en doğru şey, sloganları değil hikâyeleri hatırlamaktır.
Çünkü toplumların hafızası, en çok sessiz bırakılan hikâyelerden eksilir.
Yorumlar (0)