İstikbal'e Giderken Her Şeyi Göze Almak

Yıl 1945; On İki Ada, İtalyan kontrolünden Yunanistan’a geçer. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır ve sonuçta Yarımada'mız tek başına, öylesine kalakalır. Yıllarca adalar postası tekneleriyle birbirine gidip gelen bu insanların, artık tek bir yolu kalmıştır: Palamutbükü veya Knidos’tan kalkacak bir tekneyle, en az altı-sekiz saat süren çileli bir yolculuğa çıkmak... Nitekim o yıllarda "Donlu’nun Ali" lakaplı bir kaptan tekne alır ve 12 metrelik, kamarası dahi olmayan bu tekneyle uzun yolculuklara başlar. Tekne Palamutbükü’nden kalkarsa yolculuk toplam 8 saat, Knidos’tan kalkarsa 6 saat sürmektedir.

İstikbal'e Giderken Her Şeyi Göze Almak

Burası Türkiye’nin en batısında bir uç nokta: Bir avuç insanın yaşadığı Datça ilçesinin batı yakası... Betçe olarak bilinen bu bölge insanları için 1945 yılında yapılan anlaşma, çevredeki adalarla olan ilişkinin tamamen bitirildiği tarihtir. En yakın akrabalarımızdan, dostlarımızdan ayrıldığımız; hatta tesadüf bu ya, adalara çalışmaya gidenlerin bile oralarda kaldığı bir dönüm noktasıdır.
Mesela Yakaköy’ümüzde "Kadı" lakabıyla bilinen bir amca vardı. Kadı amcamız o yıllarda Rodos’a çalışmak için gider ve orada kalır. Aynı köyden beş arkadaştırlar; dördü geri döner ancak Kadı amcayı çalıştığı iş yeri bırakmaz. Rodos Belediyesinden emekli olur ve oğlu Zeki Tülü’ye doğduğu köyden kız alır. Oğlu da oradan emekli olan Kadı amcayı hepimiz tanırız. Zeki Tülü ise şimdilerde emekliliğini babasının köyünde geçiriyor. Aslında konuyu başka açılardan değerlendirecektim ama istemeyerek bu noktaya geliverdik. Hadi gelin asıl konumuza dönelim.
Yıl 1945; On İki Ada, İtalyan kontrolünden Yunanistan’a geçer. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır ve sonuçta Yarımada'mız tek başına, öylesine kalakalır. Yıllarca adalar postası tekneleriyle birbirine gidip gelen bu insanların, artık tek bir yolu kalmıştır: Palamutbükü veya Knidos’tan kalkacak bir tekneyle, en az altı-sekiz saat süren çileli bir yolculuğa çıkmak... Nitekim o yıllarda "Donlu’nun Ali" lakaplı bir kaptan tekne alır ve 12 metrelik, kamarası dahi olmayan bu tekneyle uzun yolculuklara başlar. Tekne Palamutbükü’nden kalkarsa yolculuk toplam 8 saat, Knidos’tan kalkarsa 6 saat sürmektedir.
Sonraları Donlu’nun Ali Kaptan'ın oğlu Nevres Kaptan da bu uzun seferleri sürdürmüştür. Knidos’tan başlayan bu tehlikeli yolculuğun doğrudan Bodrum’a gitmesi için geçilmesi gereken hat; sağda Gökova Körfezi, solda İstanköy (Kos) Adası ve karşıda Bodrum ana karası arasında üç taraftan gelen müthiş akıntıların çarpıştığı bir noktadır. Bu bölgeye halk arasında "Şeytan Deresi" ya da "Şeytan Çukuru" denir. Toplam 3 saat süren bu Şeytan Deresi geçişinde teknelerin devrilmesi vakaları yaşanmakta, bu durum o yıllarda gayet doğal karşılanmaktadır. Hava koşulları çok ağırlaşırsa kaptan teknesini İstanköy Limanı'na çekmekte ve 24 saat boyunca dışarı çıkmamak kaydıyla orada beklemektedir. O yıllarda böyle bir denizcilik anlaşması olduğunu emekli öğretmen Temel Özcan’dan dinlemiştim. Hatta o dönemde yöredeki ilköğretim okulu müdürlerine kaptanlık belgesi verildiğini de duymuştum.
Kaptan Nevres, bu yolu defalarca geçtiği için ustalığına ve tecrübesine dayanarak korkusuzca yoluna devam edermiş. Emekli öğretmen Temel Özcan, henüz bir çocukken Milas’ta okuyabilmek için mecburen çıktığı bu yolculuktan aklında kalanları bana anlattı. O yıllarda Yarımada insanı parasızdır; gerçi para henüz burada geçerli bir akçe de değildir. Bir avuç insan işlerini imece yöntemiyle görmekte, karşılıklı yardımlaşma esas alınmaktadır. İşte böyle koşullarda yatağını, yorganını, çanağını, çömleğini toplayan insanlar tekneye doluşmakta; yolun sonunda her türlü fırtınayı, çıvgını yemiş vaziyette karaya çıkmaktadırlar. Kimisi Milas’a tütün, Söke’ye pamuk toplamaya gitmekte; kimisi de Temel Öğretmen gibi istikbal mücadelesi için yollara düşmektedir.
Datça’da o yıllarda henüz ortaöğretim okulu yoktur. Çocuklar genellikle Köy Enstitülerine alınmış; enstitüler kapatılınca da istikbal arayışındaki çocuklar denizi aşarak Bodrum ya da Milas’ın yolunu tutmuşlardır. Onlardan biri olan Temel Özcan, bir gün Palamutbükü’nden tekneye biner. Teknede kadın, erkek, çocuk toplam 70 kişi vardır. İki saatte Knidos’a ulaşırlar ancak kaptan hava kötü olduğu için tecrübesine dayanarak durma kararı alır. Geceyi Knidos Antik Kenti'nin yamaçlarında uyuyarak geçirirler. Sabah erkenden Kaptan Nevres kararını verir: "Tam yol ileri!"
Sert rüzgâra rağmen kuzeye doğru yolculuk başlar. Şeytan Deresi o gün adeta kudurmuştur. Nereden geldiği belli olmayan metrelerce yükseklikteki dalgalar teknenin üzerinden aşar. Kaptan Nevres 70 kişiyi motor dairesine ve ambara tıka basa yerleştirip üzerlerine brandayı sıkıca çeker. Kendisi dalgalarla tek başına boğuşacaktır. Sağında Gökova, solunda ve arkasında Akdeniz, önünde Bodrum-İstanköy arası Ege Denizi... Yolcular ambarlara sinmiş, dışarıda kopan kıyametten habersizdirler. Kaptan Nevres, Şeytan Çukuru'nu ustalığıyla aşar ama bitap düşmüş vaziyette İstanköy’e yanaşır.
Kaptan o çileli yolculuklarda nelere şahit olmamıştır ki... Teknesinde doğum yapan kadınlar, gece vakti denize düşen bir çocuk ve saatler sonra fark edilip geri dönülerek o çocuğun sağ salim bulunması... Deniz bu; aldığını vermez, verdiğini de almaz. Şakası yoktur, dalga geçmeye gelmez. Kaptan, İstanköy’de yolculara seslenir: "Bu gece teknedeyiz!"
Ertesi sabah gücünü toplayan kaptan, hedefi olan Bodrum ana karasına doğru son 3 saatlik mücadelesine başlar. Yine brandalar çekilir ve Bodrum’a varılır. Limana girdiğinde herkes şaşkınlıkla kaptana yüklenir: "Sen delirdin mi? Bu havada nasıl geldin?" Ama gelen Kaptan Nevres’tir; biraz cesaret, çokça tecrübe ve dikkatle başarmıştır.
Yarımada'da yetişen soğandan narenciyeye kadar her türlü ürünü Bodrum’a taşıyan bu güzel insanlar; ana karaya karayolu bağlantısı açılıp otobüsler çalışmaya başlayıncaya kadar bu çileyi üstlenmişlerdir. Bugün Yarımada’dan yetişen okumuş her insanın temelinde Nevres Kaptan’ın, Çetin Kaptan’ın ve Çetin’in Osman’ın emeği ve yüreği vardır. Atalarımızın dediği gibi: "Yol yoksa yeni bir yol açarız."

Yazar hasan doğan

Yorumlar (2)

M. Tarık Tuna

4 gün önce / 10.05.2026

Harika bir hikaye, anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Halil Güney

4 gün önce / 10.05.2026

Herkesin yapmayacağı, yapamayacağı bir işi yaptığınız için kutlarım.

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla