Dünya Senin Nefretini, Yalanını, Kibrini Daha Fazla Taşımak İstemiyor
Robert De Niro’nun o efsane öfkesiyle haykırdığı “Kes lan sesini!” sözü, sadece bir sinema oyuncusunun tepkisi değil; on yıllardır biriktirilen öfkenin, utancın ve isyanın patlamasıdır. Çünkü bir ülkede ırkçılık, kadın düşmanlığı ve yabancı düşmanlığı bir liderin kimliğinde resmî politika hâline geldiğinde, o ülke artık “sevilecek” bir vatan olmaktan çıkar; bir tehdide, bir utanca, bir tiranlığa dönüşür.
Ben de aynı safta duruyorum: Irkçı, kadın düşmanı, yabancı düşmanı bir tiranın yönettiği bir ülkeyi sevemem. Donald Trump ve onun yalaka Kongresi’nin yönettiği bir ülkeyi sevemem. Çünkü o yönetim anlayışı, sadece kendi ülkesindeki siyahileri, Latinleri, Müslümanları, kadınları, yoksulları hedef almakla kalmıyor; aynı zamanda dünyanın her köşesindeki mazlum halklara, emekçilere ve direnenlere de savaş ilan ediyor. O, “America First” derken aslında “Herkes sussun, ben konuşayım” diyor. O, demokrasiyi, hukuku, gerçeği kendi egosunun hizmetine koşan bir şovmenden ibaret. Ve ne yazık ki bu şovmen, hâlâ milyonların alkışladığı bir tirana dönüştü.
Fakat şunu da çok iyi biliyoruz: Sadece mazlum halkların, sömürülen emekçilerin, ezilen aydınların ve sanatçıların itirazı, protestosu ve direnişi yetmez. Asıl hayati olan, o yayılmacı, işgalci merkez devletlerin kendi içinden yükselen sestir. Çünkü tiranlığın kalbi orada atıyor. Emperyalizmin motoru orada çalışıyor. Silah fabrikaları, medya tekelleri, finans merkezleri, lobiciler ve yalaka politikacılar orada. Dolayısıyla merkezdeki emekçilerin, aydınların, sanatçıların, vicdan sahibi insanların itirazı ve direnişi, çevre ülkelerdeki direnişle birleşmediği sürece tam bir zafer mümkün değildir.
Tarih bunu defalarca gösterdi. Vietnam’da, Irak’ta, Filistin’de, Latin Amerika’da halklar direnirken, Amerika’nın ve Avrupa’nın kendi içinden yükselen anti-savaş hareketleri, vicdanlı entelektüeller, cesur sanatçılar ve örgütlü emekçiler o direnişleri güçlendirdi. Bugün de aynı ihtiyaç var. Trump’ın ırkçı duvarları, Müslüman yasağı, kadın haklarına saldırısı, iklim krizi inkârı ve küresel hegemonya hırsı karşısında susmak, suç ortaklığıdır.
Bu yüzden sesimizi daha gür yükseltmeliyiz. Hollywood’dan, Broadway’den, üniversitelerden, sendikalardan, sokaktan… “Kes lan sesini!” diye haykıran De Niro’nun öfkesi, milyonların öfkesi olmalı. Çünkü bu öfke, sadece bir adama değil, bütün bir sistemin kirli yüzüne yöneliktir. Bu öfke, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, yabancı düşmanlığına, savaş tüccarlığına ve yalana karşı bir isyandır.
Mazlum halklar direniyor. Filistin’de, Sudan’da, Haiti’de, Latin Amerika’nın yoksul mahallelerinde, Afrika’nın talan edilen topraklarında… Şimdi sıra merkezdeki vicdanlarda. Amerikan emekçisinin, Avrupalı aydının, vicdanlı sanatçının bu direnişe omuz vermesi, ittifak kurması şart. Çünkü ancak bu birleşme, gerçek bir değişim üretebilir. Ancak bu birleşme, tiranların koltuğunu sarsabilir.
Donald Trump’a ve onun gibi düşünenlere bir kez daha sesleniyoruz:
Kes lan sesini!
Dünya senin nefretini, yalanını, kibrini daha fazla taşımak istemiyor.
Ve biz, bu karanlığa karşı direnen herkesle omuz omuzayız. Sessiz kalmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Çünkü sevdiğimiz dünya, tiranların yönettiği bir dünya değildir; özgür, adil ve onurlu insanların yaşadığı bir dünyadır.
Yorumlar (0)