Anadilde Eğitim Şam’da Atılan İmza Parantezine Sığmaz
Rojava’nın çocukları, yıllardır kendi dillerinin rüzgârıyla büyüdü. On dört yıl boyunca Kürtçe’nin sıcaklığı sınıflarda dolaştı; harfler ana dilin ritmiyle yazıldı, düşünceler ana dilin coşkusuyla şekillendi. Bir toplum, kendi geleceğini kendi diliyle örüyordu. Ta ki bu eğitim yılına kadar. Zorunlu Arapça eğitimi dayatması, sanki birdenbire o rüzgârı kesmek ister gibi geldi. Ve çocuklar, gençler, veliler… sessiz kalmadı. Protestolar büyüdü, boykotlar yayıldı. Okulların önünde, sokaklarda, kalplerde bir direniş filizlendi.
Bir gün, o kalabalığın içinde, küçük bir çocuk mikrofonun karşısına geçti. Sesi titriyordu belki, ama sözleri netti: “Ben ana dilimle eğitim görmek istiyorum. Arapça değil. Çok zorlarsa onların Arapça sorduklarına Kürtçe yanıt vereceğim. Arapça eğitim görmek istemiyorum.” Sonra sustu. Gözlerinden yaşlar süzüldü. O an, çevredeki herkesin yüreğine bir hüzün çöktü. Çünkü o gözyaşları sadece bir çocuğun değildi; bir halkın, bir dilin, bir geleceğin gözyaşlarıydı. Anadilin yok edilmeye çalışıldığı her yerde dökülen o yaşlar, insanlığın ortak acısını hatırlatır.

Bu sahne, Rojava’da yaşananların özeti gibiydi. On dört yıl boyunca inşa edilen bir eğitim sistemi, birdenbire iki imzanın gölgesine sıkıştırılmak isteniyordu. Şam’da atılacak imzalar, bir toplumun kendi kaderini belirleme hakkını, rüyasını gördüğü dilde okuma, yazma, düşünme hakkını ne kadar taşıyabilir ki? Bir dil, bir halkın hafızasıdır. Anadil, insanın kendisiyle kurduğu en samimi bağdır. Onu elinden almak, bir çocuğun iç dünyasını yabancılaştırmaktır. “Arapça değil” diyen o küçük ses, aslında “Ben kendim olmak istiyorum” demenin en yalın, en saf haliydi.
Protestolar ve boykotlar büyüdükçe, bu gerçek daha da netleşti. Eğitim, salt bilgi aktarımı değildir; kimlik inşasıdır, aidiyet duygusudur, hayal kurma özgürlüğüdür. Rojava’da çocuklar, kendi dilleriyle hayal kurmayı öğrenmişlerdi. Şimdi o hayallere Arapça’nın zorunlu kapısı dayatılıyor. Ama onlar kapıyı zorla açmaya razı değil. “Zorlarsanız Kürtçe yanıt vereceğim” diyen çocuk, direnişin en masum ama en güçlü ifadesini bulmuştu. Dilini korumak, varlığını korumaktır. Ve varlığını koruyan her halk, tarih boyunca gösterdi ki, iki imza yetmez. Çünkü bir toplumun geleceği, masalardaki antlaşmalardan değil, çocukların yüreklerinden, annelerin ninnilerinden, sokakların sesinden yükselir.

Bu boykotlar, bu protestolar, bir daha hatırlattı: Kendi dilinde eğitim görmek, bir lüks değil, temel bir haktır. Rüya görülen dilde öğrenmek, insanın en doğal hakkıdır. Rojava’nın çocukları, o hakkı savunurken gözyaşı döküyor olabilir; ama o gözyaşları, toprağa düşen her damla gibi, bir gün yeni filizler verecek. Çünkü dil, yok edilemez. Anadil, bir halkın ruhudur; ruh ise imzalarla satılamaz, dayatmalarla susturulamaz.
Şam’da atılacak iki imza, belki kâğıt üzerinde bir şeyleri değiştirebilir. Ama Rojava’da, çocukların gözlerinde, velilerin kararlılığında, boykot eden öğrencilerin sessiz direnişinde, o imzaların çok ötesinde bir gerçek yaşıyor: Bir toplum kendi geleceğini belirler. Ve o gelecek, rüyasını gördüğü dilde yazılır.
Yorumlar (0)