Özgürlük ve Eşitliğe Adanmış Bir Hayat
Sadun Aren, 20. yüzyıl Türkiye’sinin en önemli sosyalist düşünürlerinden biri olarak, özgürlük ve eşitlik ideallerine adanmış bir ömür sürdü. 1922 yılında İstanbul’da doğan Aren, gençliğinde ekonomi ve siyaset bilimi eğitimi alarak, Marksist düşünceyle tanıştı. Akademik kariyerine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başlayan Aren, kısa sürede sol siyasetin önde gelen figürlerinden biri haline geldi. Hayatı boyunca, kapitalizmin eşitsizliklerini eleştiren, işçi haklarını savunan ve demokratik bir toplum için mücadele eden bir entelektüel olarak tanındı. Özellikle 1960’lar ve 1970’lerde Türkiye İşçi Partisi (TİP) içindeki rolüyle, özgürlük mücadelesini siyasi bir platforma taşıdı. Aren’in hayatı, baskılara rağmen inançlarından vazgeçmemenin simgesi oldu; askeri darbeler, hapis cezaları ve sürgünler onun yolunu kesemedi.
Aren’in doğumu , Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine denk geldi. Ailesi, Balkan kökenli bir orta sınıf mensubuydu ve o, eğitimine İstanbul Üniversitesi’nde ekonomi okuyarak başladı. Ancak asıl dönüşüm noktası, doktora çalışmaları sırasında Marksizm’le karşılaşmasıydı. 1950’lerde akademisyen olarak çalışırken, Türkiye’nin ekonomik sorunlarını sosyalist bir perspektiften analiz etmeye başladı. Kitapları ve makaleleriyle, emperyalizmin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini eleştirdi. Örneğin, “Türkiye’de Kapitalizmin Gelişmesi” gibi eserlerinde, ülkenin bağımlı kalkınma modelini sorguladı ve eşitlikçi bir ekonomi için önerilerde bulundu. Bu dönemde, özgürlük kavramını bireysel haklardan öte, toplumsal kurtuluş olarak yorumladı: İşçilerin, köylülerin ve ezilenlerin özgürleşmesi, ancak eşitlikçi bir sistemle mümkün olabilirdi.
1961 yılında kurulan Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katılması, Aren’in hayatını kökten değiştirdi. Parti içinde, Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran gibi isimlerle birlikte Sosyalist Devrim tezini savundu. Aren, TİP’in Ankara şubesi başkanı oldu ve 1965 seçimlerinde milletvekili seçildi. Parlamento’da, işçi hakları, toprak reformu ve anti-emperyalist politikalar için sesini yükseltti. Konuşmalarında, özgürlüğün sadece siyasi değil, ekonomik boyutu olduğunu vurguladı: “Özgürlük, eşitlik olmadan boş bir laftır” diyordu. TİP’in Kıbrıs politikası gibi konularda da aktif rol aldı; parti içinde Milli Demokratik Devrim (MDD) tezi savunusu karşısında, Sosyalist devrim çizgisini savundu. Bu yıllar, Aren için hem parti içinde, hem Partiyle birlikte egemen güçlere karşı yoğun bir mücadele ile geçti. Parti, 1965’te 15 milletvekili çıkararak Türkiye’de solun yükselişini simgeledi, ancak sağcı baskılar artıyordu. Gençlik bu baskılar karşısında daha radikal karşı çıkış yoları arıyordu. Bir taraftan gençliği saflarında tutmakta zorlanan Parti, öte yandan sosyalizm çizgisi etrafında ayrışma sürecine girdi. Aren, ayrışma sürecinde, M.Ali Aybar’ın çizgisine karşı, Başını Behice Boran’ın başını çektiği, daha sonra Boran –Aren- Sargın ekibi olarak anılacak olan, Emek gurubuyla birlikte hareket etti.
1971 askeri muhtırası, Aren’in hayatında dönüm noktası oldu. TİP kapatıldı ve Aren tutuklandı. Hapishanede geçirdiği yıllar, onun direncini kırmadı; aksine, yazmaya devam etti. “TİP Olayı” adlı kitabında, partinin tarihini ve sosyalist mücadelenin zorluklarını anlattı. Bu eser, özgürlük ve eşitlik ideallerinin pratikte nasıl savunulacağını gösteren bir manifesto niteliğindeydi. Serbest kaldıktan sonra, 1980 darbesiyle yeniden hapse girdi. Bu dönemde, sürgünde yaşayan diğer sosyalistlerle iletişimini sürdürdü ve Türkiye’deki demokrasi mücadelesine katkıda bulundu. Aren, baskılara rağmen, entelektüel üretkenliğini korudu; kitapları, makaleleri ve röportajlarıyla genç nesillere ilham verdi. Örneğin, bir röportajında sosyalizmin yeni oluşumlarını tartışırken, eşitlikçi örgütlenmelerin önemini vurguladı.
Aren’in düşüncesinde, özgürlük ve eşitlik birbirinden ayrılmaz kavramlardı. Kapitalizmin yarattığı sınıfsal eşitsizlikleri eleştirirken, feminizm, çevre hakları ve azınlık haklarını da dahil etti. 1990’larda, solun birliği için mücadele etti. Sosyalist Birlik Partisi (SBP) genel başkanlığı, ardından Birleşik Sosyalist Parti (BSP) genel başkanlığı görevini üstlendi. Devamında yeni sol birliklerin hareketlerin oluşumunda rol aldı; Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) gibi oluşumlara ilham oldu. Bu dolayımla ÖDP’nin kuruluş kongresinde onursal başkanı seçildi. Hayatı boyunca, anti-kapitalist, anti-emperyalist ve demokratik bir çizgide kaldı. Ölümünden önce, 2008’de, Türkiye’deki solun geleceği hakkında umutlu konuşmalar yaptı: “Eşitlik mücadelesi bitmez, özgürlük her nesilde yeniden kazanılır.”
Sadun Aren’in mirası, bugün hala canlım. Türkiye’de sol siyasetin öncülerinden biri olarak, özgürlük ve eşitlik ideallerini akademi, siyaset ve aktivizmle birleştirdi. Kitapları üniversitelerde okutuluyor, fikirleri genç aktivistlerce tartışılıyor. O, baskıcı rejimlere karşı durmanın simgesi; eşitlikçi bir toplum için ömür boyu mücadele etti. Aren’in hayatı, bize şunu hatırlatıyor: Gerçek özgürlük, herkesin eşit olduğu bir dünyada mümkün.
Yorumlar (1)
aydın bodur
2 ay önce / 11.03.2026Sadun Bey, kuşkusuz türkiye'deki sosyalist/komünist hareket için unutulmaz isimlerden biri... 60'lardaki TİP'in çok öncesinde daha 20'li yaşlarını sürerken istanbul'da genç bir öğrenciyken komünizmle tanışmış... 1940'larda boran, berkes, boratav, muzaffer şerif, ruhi su ve daha pek çoğunun oluşturduğu ankara dtcf ve mülkiye çevresinde birikmiş sosyalist/komünist cenahla yakın temasa geçmiş... genç bir akademisyenken TKP'li yılları, TİP'li yıllar, DİSK'li yıllar takip etmiş... 80 sonrası hiç de kolay olmayan solu yeniden derleme toparlama çalışmalarına girişmiş bir isimden söz ediyoruz... hiç kuşkusuz iyi bir iktisatçı ve iyi bir komünist... Elbette birçok güzellemeyi hak ediyor... ama güzellemelerle birlikte, bu liderlerin kimi tartışılacak yanlarını da konuşmakta yarar var sanki? zaman ve mekan, değişen koşullar, Aren'in de görüşlerinde neredeyse 180 derece farklılıklar getirmiş. 12 eylül öncesi AET karşıtı ithal ikameci kapalı bir politikayı desteklerken, 80 sonrası tam tersi küreselleşme ve dolayısıyla AB yanlısı bir politikaya savrulduğunu söylemek lazım, mesela... hani onun "100 Soruda Ekonomi" kitabıyla yetişen nesil içinde bu sapmayı pek hayra yormayan kesimler olduğunu da hatırlatmak gerekebilir mesela solda... yani böyle sapmaları da not olarak düşmekte yarar var sanki, onları anarken!? tabii bu notu düşerken hiçbir zaman emek ya da işçi düşmanı politikalara sapmadığını, daha özgürlükçü bir sosyalizm ülküsü tahayyül ettiğini de ısrarla söylemek gerekiyor, diye düşünürüm...
Beğendim 2 | Beğenmedim 0 | Cevapla