Muğla’da yaşam alanlarını savunan dernek ve platformlar, doğanın korunmasında etik değerlerin gözetilmesi için bir çağrıda bulundu. Çağrıya alanlarında uzman birçok bilim insanı da katıldı.
Çağrının hedefinde Akdeniz Koruma Derneği’nin olduğu görülüyor. Derneğin yaşam alanlarının korunmasına dönük yaptığını söylediği birçok çalışmanın söylendiğinin aksine bu yaşam alanlarını koruyor gibi gösterip, aslında doğaya zarar verici faaliyetler içerdiği, yapılanın bir çeşit yeşil boyama (greenwashing) olduğu ve ifşa edilmesine dönük eleştiriler öne çıktı…
Karacasöğütte Akdeniz Koruma Derneği:
Gökova Körfezinde özel çevre koruma statüsüne sahip Karacasöğüt’te yapılmaya çalışılan marina projesinde, çevrecilerin karşı çıkmasına rağmen Akdeniz Koruma Derneği’nin engellemeleri ve proje lehinde çarpık görüşleri nedeniyle marina projesinin başlatılmaya çalışıldığı ve çevrecilerin yaptığı/yaptırdığı sualtı araştırmaları ve direnişleri sonucunda alanın "1. derece sualtı arkeolojik SİT alanı" ilan edilmesiyle durdurulabildiği hatırlatıldı.
Balıkçı barınaklarında Akdeniz Koruma Derneği:
Derneğin Kaş’tan Selimiye’ye kadar uzanan geniş bir kıyı şeridinde, yerel balıkçıların rızasını almadan "tepeden inme" kararlar aldığı ve merkezi yönetimin-kaymakamlıkların destekleriyle tutumlar sergilediği ve geleneksel kıyı balıkçılığında güven sorunu yarattığı da dile getirildi. Aralarında Datça’nın da bulunduğu Balıkçı Barınaklarının yenilenmesi projelerinde, doğaya zarar veren ve haksız uygulamalara zemin hazırladığı da hatırlatıldı.
Fok Mağaralarında Akdeniz Koruma Derneği:
Etik dışı tutumları belirlenen Akdeniz Koruma Derneği tarafından, aralarında yine Datça’nın da bulunduğu Akdeniz Fokunun yaşadığı “sözde” mağara restorasyonlarında, beton kullanıldığı ve fokların yaşam alanlarına zarar verildiğinin tespit edildiği de hatırlatıldı.
Akbelen’i katleden Holding yöneticisi de Akdeniz Koruma Derneğinin mütevelli heyetindeydi:
Deklarasyonda derneğin yönetim yapısına dair de ciddi iddialara yer verildi. Akbelen Direnişine yol açan orman kesimine neden olan maden ve enerji şirketinin bir yönetim kurulu üyesinin, Akdeniz Koruma Vakfı’nda mütevelli heyeti ve yönetim kurulu üyeliğine getirildiği ve dernek içinden bu atamaya itiraz eden çalışanların görevlerine de son verildiği öne sürüldü.
Deklarasyonun aralarında Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD), Muğla Çevre Platformu (MUÇEP), Kent Politikaları Derneği, Akyakayı Sevenler Derneği, Karaburun Sivil İnisiyatifi, Aktur Çevre Koruma Derneği, EKODOSD gibi birçok dernek ve girişimin yanısıra çeşitli bilim insanlarının da bulunduğu otuzdan fazla imzacısı var.
Deklarasyon, etik dışı uygulamalar sergileyen yapılarla iş birliği yapılmayacağı ilan edildiği öncü metinlerden biri olarak kabul edilebilir...
DOĞA KORUMADA
ETİK DEĞERLERİN AŞIRI İHLALLERİNE YÖNELİK
ORTAK DEKLARASYON
Bizler, Türkiye’de doğa koruma alanında faaliyet gösteren ve etik ilkelere bağlılık ile çalışan gerçek kişi ve tüzel kişiler olarak, bazı sivil toplum kuruluşlarının “doğa koruma” adı altında yürüttükleri faaliyetlerde etik standartlardan uzak uygulamalar sergilediklerini ve bu uygulamaların doğaya doğrudan zarar verdiğini anlamış bulunuyoruz. Etik dışı davranışlar yalnızca doğal yaşamı zedelemekle kalmayıp, aynı zamanda doğa koruma hareketine emek veren tüm kişi ve kurumların çabalarını boşa düşürmektedir. Aşağıda yer alan kurumlar ve uzmanlar, uzun yıllardır biyolojik çeşitliliğin, doğal yaşam alanlarının ve ekosistem bütünlüğünün korunması amacıyla samimi ve kesintisiz bir çaba göstermektedir. Buna karşılık, belirli yapıların etik dışı tutumları ve eylemleri nedeniyle elde edilen kazanımların zedelendiğini ve doğa koruma alanındaki ilerlemeyi geriye düşürdüğünü görmekteyiz.
Bu kapsamda, Akdeniz Koruma Derneği’ne ilişkin olarak doğrudan sahada tespit edilen bir dizi olgu bulunmaktadır: Marmaris Gökova Karacasöğüt’te Özel Çevre Koruma statüsüne rağmen marina yapılması yönünde verilen görüşlerde Akdeniz Koruma Derneği’nin referans alınarak sürece dahil edildiği, dernek yaklaşımının ekosisteme zarar verecek bir projenin ilerlemesine zemin hazırlayarak proje sahiplerinin yöre halkı ve doğa savunucularına karşı kendilerince argüman geliştirmek ve tartışmaları bastırmak için söz konusu derneğin görüşlerini dayanak olarak kullandıkları görülmüştür. Aynı alanda hemen ardından başka bir derneğin yaptığı sualtı araştırmaları sonucunda çıkan rapor ve yereldeki derneklerin büyük çabalarıyla Karacasöğüt koyu ilgili bakanlıkça “1.derece sualtı arkeolojik SİT alanı” ilan edilmiş ve değerli koyda marina projesi durdurulabilmiştir.
Balıkçılığa kapalı alanları belirleme sürecinde, karar verici yetkili kurumlar ve balıkçılar arasında aracılık ve yönlendirme rolü üstlenen derneğin kıyı balıkçılarının kapsayıcı rızasını ve görüşlerini almadan, eşitliği ve güven tesis edici niteliğine gerekli önemi vermeden, toplum tabanlı proje ilkelerine aykırı, tepeden inme tutumları Kaş, Datça, Palamutbükü, Çalış, Fethiye, Bozburun, Söğüt ve Selimiye’de geleneksel kıyı balıkçıları arasında ciddi rahatsızlık uyandırırken, geçimini denizden sağlayan yöre insanında güven ve saygı sorunu oluşturmuştur. Yöredeki STK’lar ve yerel paydaşların gerçek anlamda içinde olmadığı münferit doğa koruma girişimlerinin başarısından söz edilemeyeceği ve ilgili kilit yerel paydaşları sonunda küstüreceği açıktır.
Akdeniz fokunun kritik ve mahrem kıyı mağaralarında; yeterli insan kaynağı, teknik kapasite ve uygun yöntem eksikliğinde kısacası yeterli altyapı sağlanmaksızın dernek yönetimince saha çalışmalarına geçilmesine izin verilmiş olması sonucunda, açıkça tür üzerinde istenmeyen baskılara zemin hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, görsel belgelerle de tespit edildiği üzere, bir dişi bireyin mağara içi karada yoğun stres ve panik haliyle barınma alanını terk etmek zorunda kaldığı tespit edilmiştir. Bu özensiz yaklaşımların, biyolojik araştırmalarda canlılara ve yaşam alanlarına zarar verilmemesi yönünde en temel evrensel ilkelere aykırı olduğu açıktır. 1 Gerçek habitat gereksinimi temelinde hiçbir bilimsel gerekçe bulunmadığı halde, Akdeniz foklarının zaten kullandığı su dolu kıyı mağaralarında, milyonlarca yıllık jeolojik oluşumların doğal karakteristik yapısını bozarak, “restorasyon” adı altında, fok mağarası içerisine plastik jüt çuvallar içinde çimento bazlı beton blok uygulamaları yapılmıştır. Anlamsız bir örnek teşkil eden bu eylem manipüle edilmeye ve kıyısal habitatın parçalanmasına yönelik riskler içermektedir. Potansiyel diğer suni mağara içi platformu inşa uygulamaları, doğallığını koruyan kıyılarda yapılaşma ve betonlaşma öngören kimi kaynakların benzer yapay çözümler öne sürerek el değmemiş diğer kıyı alanlarında yapılaşmaya yönelik daha cesaretli davranma eğilimini desteklemektedir. Bu bulgular, hem Akdeniz foku gibi kritik bir türün korunması hem de yüksek endemizm içeren hassas mağara ekosistemlerinin jeomorfolojik yapısı, deniz suyu fiziksel dinamikleri, sesil omurgasızları ve karanlık/yarı karanlık ortamlarda yaşayan flora ve fauna bileşenlerinin doğal bütünlüğünün korunması açısından etik ve bilimsel çerçevede ciddi riskler teşkil etmektedir. Yaşam alanı kalbinde durup dururken oluşturulan plastik kirliliği yanısıra, bu gibi yanlış tasarım ve eylemler, kıyısal habitat korumada mağara bazında noktasal yaklaşımlara yöneltici ve M. monachus habitatlarına bütünleşik bakıştan uzak, göz boyayıcı yaklaşımlardır.
Ayrıca derneğin koruma ve bilimsel izleme faaliyetleri yürüttüğünü ve karar alma süreçlerine bilimsel katkı sunmayı amaçladığını beyan ettiği Gökova’da, sağlıklı Posidonia oceanica deniz çayırı alanlarının sökülerek Gökova–Ören’de bir termik santralin soğutma suyu çıkışına taşınması karşısında projeye dair herhangi bir eleştirel değerlendirme ortaya koymaksızın seyirci kalması; potansiyel riskler barındıran benzer müdahalelerin önünü açabilecek bir zemin oluşturmaktadır. Derneğin, kuruluş tarihinden önce zaten yapılmış olan bazı doğa koruma işlerini kurumsal olarak kendileri yapmış gibi gösterdikleri tespit edilmiştir. Fon sağlayıcılara başarı unsuru olarak raporlanan hassas ve tartışmalı nitelikte çalışmaların (biyokütle, balıkçılık gelirlerindeki değişim, habitat doğal yapısının değiştirilmesi vb…), ilgili bilimsel akademik çevre ve konusunda ihtisaslaşmış kurumlarla basit ön değerlendirme bile olmadan ve görüş alışverişi süreçleri işletilmeden yapılması, karar vericiler ile yerel paydaşları yanlış ve yanıltıcı kararlara yönlendirmektedir. Akdeniz Koruma Derneği Başkanı olan kişinin, önceki dönemde yönetiminde bulunduğu TINA (Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı) tarafından etik olmayan ve sorumsuz davranışları gerekçesiyle istifa etmesi istenmiş ve sonuçta görevden uzaklaştırılmış olması, söz konusu etik sorunların münferit olmadığını ortaya koymaktadır.
Bunlara ek olarak, Akbelen ormanları ve zeytinliklerinin kesilmesi ve habitatın tahrip edilmesine kök neden olan, Milas’ın temel su kaynaklarını kurutma riski oluşturan kömür madeni faaliyetleriyle bağlantılı bir holdingin sahibi ve yöneticisinin Akdeniz Koruma Vakfı’na Mütevelli Heyeti Üyesi yapılması ve Yönetim Kurulu Üyeliğine atanması, doğrudan ekosistem tahribatı ile ilişkilendirilen bir aktörün STK karar organlarına dahil ve taltif edildiğini göstermektedir. Bu atama, doğa koruma ahlaki ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi kamu yararı açısından da kabul edilebilir değildir. Bu etik dışı harekete karşı, kurum içinden ve dışından gelen “yeşile boyamaya” yönelik meşru itirazlara yönelik demokratik ve şeffaf bir değerlendirme süreci işletilmek yerine, bazı çalışanların görevleri sonlandırılmış ve etik ihlaline ilişkin görüşler etkisizleştirilmiştir.
Yukarıda belirtilen örnek olgular değerlendirildiğinde, ilgili yapılanmanın faaliyetlerinin uluslararası literatürde “yeşile boyama” (greenwashing) olarak tanımlanan pratiklerle örtüştüğü görülmektedir. Bu tür uygulamalar, doğayı koruma hedefini görünürde sahiplenirken, gerçekte ekosistemlere zarar veren ekonomik yaklaşımları ve idari süreçleri meşrulaştırmakta; toplumsal desteği zayıflatmakta; fon sağlayıcı kurum ve kuruluşları yanıltmakta; doğa koruma alanında özveriyle çalışan kişi ve kurumların emeklerini değersizleştirme ve işlevsiz hale getirmektedir. Doğa koruma çalışmaları “iki ileri, üç geri” bir döngüye mahkûm edilmekte; bu durum kamu vicdanını olduğu kadar doğa korumada saha çalışanlarını, balıkçıları, yöre insanını, bilim insanlarını, fon veren kuruluşları, çevre platformlarını ve ilgili tüm paydaşları doğrudan ilgilendirmekte ve olumsuz etkilemektedir.
Bizler, bağımsız sivil toplum kuruluşları ve uzmanlar olarak, kabul edilemeyecek uygulamalar içinde bulunan yapılarla birlikte hareket etmeyeceğimizi, işbirliği yapmayacağımızı, doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmelerini uygun bulmadığımızı kamuoyuna açıkça bildiririz. Etik değerlerin doğa koruma çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olduğunu; fon sağlayıcı kurumların destek verecekleri yapıları güçlü etik filtrelerden geçirmeleri gerektiğini; fon veren kuruluşların da süreçlerde taraf olan paydaşlar arasında bulunduğunu vurgulamak isteriz.
Doğanın korunması, yalnızca iyi niyetle değil, temel ahlaki ve bilimsel ilkelerin bütüncül olarak uygulanması ile mümkündür. Doğa koruma alanında etik olmayan davranışlara sessiz kalmak ortaya çıkan zarara ortak olmakla eşdeğerdir. Bu nedenle, doğayı koruma iddiası olduğu halde doğaya zarar veren her türlü yapıya karşı medeni cesaretle açık bir tutum almak zorunludur.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Doğa Korumada Etik Müttefikliği
25 Ocak 2026
Yorumlar (0)