Faşizme Karşı İnsanlığın Şanlı Zaferi

Bugün, 81 yıl sonra benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Emperyalist-kapitalist sistem yeniden derin bir krize girmiştir. Finansal çöküşler, iklim krizi, kaynak savaşları, eşitsizliğin rekor seviyelere çıkması ve işçi sınıfının yoksullaşması, egemenleri eski yöntemlere yöneltiyor. Faşist ve aşırı sağcı rejimler, otoriter yönetimler birçok ülkede güç kazanıyor. Irkçılık, şovenizm, yabancı düşmanlığı ve militarizm yeniden körükleniyor. Tarihten ders almayanlar, aynı hataları tekrar etme tehlikesiyle karşı karşıya. Faşizme karşı durmak, onu yaratan zemini de hedef almakla mümkündür. Yani kapitalizmin kendisine karşı mücadele etmek şarttır. Aksi takdirde faşizm, sistemin “acil durum freni” olarak her an devreye girebilir.

Faşizme Karşı İnsanlığın Şanlı Zaferi

Faşizm Kapitalizme Dışsal Bir Sapma Değil

8 Mayıs, insanlık tarihinin en kritik dönüm noktalarından biridir. 1945’te Nazi Almanya’sının kayıtsız şartsız teslim olduğu bu tarih, sadece bir askeri zafer değil, aynı zamanda faşizmin yenilgiye uğratıldığı ve barbarlığın durdurulduğu gündür. Kızıl Ordu’nun öncülüğünde Sovyetler Birliği’nin ödediği ağır bedel sayesinde dünya, Nazizm’in karanlığından kurtulmuştur. 81. yıl dönümünde bu zaferi anmak, yalnızca geçmişe saygı değil, aynı zamanda bugünün yükselen faşist eğilimlerine karşı duruşun da ifadesidir.

Faşizm, sermayenin en şoven, en ırkçı ve en saldırgan iktidar biçimidir. Sermaye, toplumsal rıza üretemediği, krizlerini yönetemediği koşullarda maskesini atar ve çıplak şiddete sarılır. Bu nedenle faşizm, kapitalizme dışsal bir sapma değil, onun kendi mantığının en uç ürünüdür. Liberal demokrasinin cilası çatladığında ortaya çıkan, bizzat sistemin kendisidir. 1929 Büyük Buhranı sonrası emperyalist-kapitalist sistem, derin bir krize girmişti. Üretim fazlası, işsizlik, pazar daralması ve sınıf mücadelelerinin keskinleşmesi, egemen sınıfları yeni arayışlara itti. Bu arayışın en vahşi hali faşizm oldu. İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler ve benzeri rejimler, sermayenin krizini “ulusal” ve “ırksal” bir fetih programıyla aşmaya çalıştı. Sonuç, insanlığa ödetilen ağır bir faturaydı: on milyonlarca ölü, yıkılmış kentler, soykırımlar ve insanlık onurunun ayaklar altına alınması.

Sovyetler Birliği ve Kızıl Ordu’nun Tarihi Rolü

Bu karanlık tabloya karşı insanlığın umudu Doğu’dan yükseldi. Nazi orduları 22 Haziran 1941’de Barbarossa Harekâtı ile Sovyet topraklarına saldırdığında, dünya iki kutuplu bir savaşa tanık oldu. Bir yanda ırkçı, sömürgeci ve talancı faşizm, diğer yanda sosyalizmi savunan, emekçi halkların iktidarı. Kızıl Ordu, Stalingrad’dan Kursk’a, Leningrad’dan Berlin’e uzanan cephelerde destansı bir direniş sergiledi. Bu mücadelede 27 milyona yakın Sovyet vatandaşı hayatını kaybetti. Bu rakam, sadece bir istatistik değil, insanlığın özgürlüğü için ödenmiş kanlı bir bedeldir.

Kızıl Ordu’nun zaferi rastlantı değildi. Sosyalist sistem, savaş ekonomisini hızla harekete geçirebildi, halkı seferber edebildi ve ideolojik motivasyonu yüksek tutabildi. Sovyet askerleri yalnızca kendi topraklarını değil, tüm Avrupa’yı ve insanlığı faşizmden kurtardılar. 8 Mayıs 1945’te Berlin’de Nazi bayrağı indirilip Sovyet bayrağı göndere çekildiğinde, bu zafer sadece askeri bir sonuç değil, aynı zamanda farklı bir dünyanın mümkün olduğunun kanıtıydı. Sovyetler Birliği, dünya halklarına 8 Mayıs’ı Zafer Günü olarak armağan etti. Bu gün, faşizme karşı birleşik mücadelenin, enternasyonalizmin ve emeğin zaferinin simgesi haline geldi.

Bugün, 81 yıl sonra benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Emperyalist-kapitalist sistem yeniden derin bir krize girmiştir. Finansal çöküşler, iklim krizi, kaynak savaşları, eşitsizliğin rekor seviyelere çıkması ve işçi sınıfının yoksullaşması, egemenleri eski yöntemlere yöneltiyor. Faşist ve aşırı sağcı rejimler, otoriter yönetimler birçok ülkede güç kazanıyor. Irkçılık, şovenizm, yabancı düşmanlığı ve militarizm yeniden körükleniyor. Tarihten ders almayanlar, aynı hataları tekrar etme tehlikesiyle karşı karşıya. Faşizme karşı durmak, onu yaratan zemini de hedef almakla mümkündür. Yani kapitalizmin kendisine karşı mücadele etmek şarttır. Aksi takdirde faşizm, sistemin “acil durum freni” olarak her an devreye girebilir.

Zafer Günü’nün  Dünya Halklarına Güncel Mesajı

8 Mayıs sadece bir anma günü değildir. O, faşizmin yenilebileceğini, halkların birleşik gücünün barbarlığa üstün gelebileceğini gösteren somut bir tarihtir. Kızıl Ordu’nun şanlı direnişi, bugün de ilham kaynağı olmaya devam ediyor. İnsanlığın Kızıl Ordu’ya ve Sovyet halklarına ödenmesi zor bir borcu vardır. Bu borç, yalnızca minnettarlıkla değil, faşizme ve savaşa karşı bugün de aynı kararlılıkla mücadele ederek ödenebilir.

Zaferin 81. yıl dönümü tüm dünya halklarına bir görevi ivedilikle hatırlatmaktadır : Faşizme, savaşa, ırkçılığa ve sömürüye karşı birleşiniz. Zafer Günü’nü, yalnızca geçmişin zaferi olarak değil, geleceğin de zaferi olarak kutlayalım. Sermayenin krizini faşizmle aşma girişimlerine karşı, emeğin ve barışın bayrağını yükseltelim.

Yaşasın 8 Mayıs Zafer Günü!
Faşizme karşı zafer, insanlığa zafer!

 Bu mücadele, bitmemiştir. Bugün de devam etmektedir. 8 Mayıs, yalnızca bir tarih değil, aynı zamanda bir çağrıdır: Barış, adalet ve sosyalizm için savaşmaya devam etmek.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış