Askatasuna’nın Direnişi
İtalya’nın kuzeyindeki endüstriyel şehir Torino, son günlerde antifaşist mücadelenin sembolik bir savaş alanına dönüştü. 30 yılı aşkın süredir sosyal adalet, göçmen hakları ve devrimci örgütlenmelerin kalbi olan Askatasuna Sosyal Merkezi, devlet güçleri tarafından zorla tahliye edildi. Bu olay, sadece bir bina boşaltma operasyonu değil, aynı zamanda Giorgia Meloni hükümetinin sol muhalefete ve sokak direnişine yönelik sistematik baskısının yeni bir halkası olarak görülüyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan polis ablukası, şiddet dolu çatışmalara sahne oldu ve antifaşist aktivistler, “Askatasuna yalnız değil” sloganlarıyla sokakları doldurdu.
Olayın kökeni, Askatasuna’nın Torino’nun Crocetta semtinde yer alan eski bir okul binasında faaliyet göstermesine dayanıyor. 1990’ların ortalarında işgal edilen bu mekan, yıllardır kültürel etkinlikler, eğitim atölyeleri, göçmen dayanışma programları ve anti-kapitalist tartışmaların merkezi haline gelmişti. Yerel topluluk için bir sığınak işlevi gören merkez, aynı zamanda faşist gruplara karşı direnişin ön saflarında yer alıyordu. Ancak Meloni’nin aşırı sağcı hükümeti, 2022’de iktidara geldikten sonra, bu tür otonom alanları “kamu düzenini bozan unsurlar” olarak hedef tahtasına oturttu. Askatasuna’nın tahliyesi, benzer şekilde Roma ve Milano’daki sosyal merkezlere yönelik baskıların devamı niteliğinde.
Sabahleyin, yüzlerce polis memuru binayı kuşattı ve içerideki aktivistleri dışarı çıkarmak için harekete geçti. Direnişçiler, barikatlar kurarak karşılık verdi; çatılardan sloganlar atıldı, sokaklar molotof kokteylleri ve taşlarla doldu. Polis ise su topları, göz yaşartıcı gaz ve coplarla saldırıya geçti. Çatışmalar saatler sürdü; yaralananlar arasında hem direnişçiler, hem de polisler vardı. Görgü tanıklarının anlattığına göre, polisler “faşist devlet” sloganlarına karşı daha da sertleşti, bazı protestocuları yerlerde sürükleyerek gözaltına aldı. Bu sırada, Askatasuna’nın savunucuları sosyal medyada çağrılar yaparak dayanışma ağlarını harekete geçirdi. Torino’nun çeşitli semtlerinden gelen destekçiler, polisin kuşatmasını kırmaya çalıştı, ancak güvenlik güçlerinin üstünlüğü nedeniyle tahliye tamamlandı.
Bu saldırı, İtalya’daki siyasi iklimi yansıtıyor. Meloni hükümeti, göç karşıtı politikaları, işçi haklarının kısıtlanması ve muhalif seslerin susturulmasıyla biliniyor. Askatasuna gibi merkezler, bu politikaların doğrudan hedefi haline geliyor çünkü onlar, neoliberal düzenin alternatifi olarak görülen otonom yapılar. Uzmanlar, bu tahliyenin Avrupa’daki aşırı sağ yükselişinin bir parçası olduğunu vurguluyor. Örneğin, Fransa’daki benzer sosyal merkezlere yönelik baskılar veya İspanya’daki anarşist gruplara karşı operasyonlar, ortak bir yönelişe işaret ediyor. Torino’daki olay, sadece yerel bir çatışma değil; küresel antifaşist hareketin bir parçası.
Askatasuna, Bir Binadan İbaret Değil
Direnişçiler, tahliyeye rağmen pes etmiyor. Akşam saatlerinde, şehir merkezinde büyük bir protesto düzenlendi. Binlerce kişi, “Askatasuna yaşayacak” pankartlarıyla yürüdü. Sendikalar, öğrenci örgütleri ve göçmen dernekleri, ortak bir bildiri yayınlayarak hükümeti kınadı. Bildiride, “Bu saldırı, faşizmin hortlamasına karşı verdiğimiz mücadelenin bir parçası. Askatasuna, bir binadan ibaret değil; bir fikirdir ve fikirler öldürülemez” denildi. Polis, yürüyüşü dağıtmak için yine gaz kullandı, ancak protestocular dağılmadı. Gece boyunca, şehrin çeşitli noktalarında küçük çaplı eylemler devam etti.
Askatasuna’nın hikayesi, İtalya’nın yakın tarihine ışık tutuyor. 1970’lerin “Kurşun Yılları”ndan beri, sol hareketler devlet baskısıyla yüzleşiyor. O dönemde, Kızıl Tugaylar gibi grupların yükselişiyle başlayan çatışmalar, bugün daha yumuşak ama aynı derecede sistematik bir baskıya evrildi. Meloni’nin Fratelli d’Italia partisi, Mussolini mirasını yumuşatarak sunuyor, ancak eylemleri faşist kökleri hatırlatıyor. Ekonomik krizler ve göç akınları, bu tür hükümetlerin popülist söylemlerini besliyor. Torino’daki olay, bu bağlamda, solun yeniden örgütlenme ihtiyacını vurguluyor.
Sonuç olarak, Askatasuna’nın tahliyesi bir yenilgi gibi görünse de, direnişin tohumlarını ekti. Aktivistler, yeni mekanlar arayışında ve dayanışma ağlarını genişletiyor. Avrupa Birliği’nin sessizliği ise eleştiriliyor; Brüksel, insan hakları nutukları atarken, üye ülkelerdeki baskıları görmezden geliyor. Torino sokakları, önümüzdeki günlerde daha fazla eyleme sahne olabilir. Bu olay, faşizme karşı mücadelenin bitmediğini, aksine yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Askatasuna, fiziksel olarak boşaltılmış olsa da, ruhu Torino’nun her köşesinde yaşıyor.
Yorumlar (0)