Knidos'u yeniden yeniden tanımamız için büyük emek veren değerli hocam Prof.Dr.Ertekin DOKSANALTI ve ekibine derin saygılarımla
"BEN SADECE SİZİN ANLATTIKLARINIZA İNANDIM."
Akşam Datça yarımadasının ucunda yavaş iner. Güneş batarken gökyüzü bir süre mora çalar, deniz iki ayrı nefes gibi kıpırdar; biri Ege’den, biri Akdeniz’den gelir. İşte o yerde, iki denizin birbirine değdiği o ince çizgide, Knidos’un taşları hâlâ rüzgârla konuşur.
Ben bugün yine burada oturuyorum.
Ayağımın altında kırık mermerler var. Belki bir tapınağın sütunundan kopmuş bir parça, belki bir evin kapı eşiği… İnsan bu taşlara basarken ister istemez yavaş yürüyor. Çünkü burada yürürken aslında zamanın üzerinde yürüdüğünü hissediyor.
Ama bazen denizi değil, hikâyeleri görüyorum.
Eski denizciler bu kıyılarda geceleri tuhaf sesler duyduklarını anlatırmış. Denizin yaşlı tanrısı Nereus’un kızlarının, yani Nereidlerin, dalgaların üzerinde yürüdüğünü söyleyenler varmış. Balıkçılar fırtına çıktığında onların adını anarmış.
Şimdi dalgalar kayalıklara vururken bazen gerçekten bir kahkaha duyar gibi oluyorum.
Belki de bu kıyıların hafızasıdır.
Sonra başka bir hikâye geliyor aklıma.
Lidya’nın güçlü kraliçesi Omphale ve kaderin tuhaf oyunu yüzünden ona hizmet eden kahraman Heracles.
Düşünmesi bile tuhaf: dünyanın en güçlü adamı, bir kraliçenin sarayında çalışıyor.
Ama belki de o yüzden bu hikâye anlatılmıştır. Çünkü bu topraklar gücün bile bir gün eğilebileceğini bilen insanların coğrafyasıdır.
Rüzgâr biraz sertleşiyor.
Denizden gelen tuz kokusunun içinde tarih yavaş yavaş değişiyor.
Bir zamanlar bu kıyıların efendisi Lydia idi. Altınlarıyla ünlü kral Croesus Batı Anadolu’nun büyük kısmını yönetiyordu.
Ta ki doğudan gelen bir orduya kadar.
Pers kralı Cyrus the Great ve onun sert komutanı Harpagus.
MÖ 546 yılında Lidya düştüğünde Karya’nın kaderi de değişmişti.
Bir süre sonra Karya’da güçlü bir aile yükseldi. Başlarında Hecatomnus vardı.
Onun çocukları şehirler kurdu.
Oğullarından biri Idrieus idi.
Belki Idrieus da bir akşam burada yürümüştür. Belki limana giren gemileri izlemiştir. Pers krallarına bağlı bir satrap olarak Karya’nın kaderini düşünmüştür.
O yıllarda Knidos’un limanı dolu olurdu.
Rüzgârda sallanan yüzlerce gemi direği.
Ama bir gece, bu kıyılardan çok uzakta, Efes’te gökyüzü kızıl renge boyandı.
Dünyanın en büyük tapınaklarından biri olan Temple of Artemis at Ephesus alevler içindeydi.
Onu yakan adamın adı Herostratus idi.
Ama o gece başka bir şey daha oldu.
Uzak bir yerde bir çocuk doğdu.
Eski tarihçiler şöyle yazdı: Artemis o gece İskender’in doğumuyla meşguldü, bu yüzden tapınağını koruyamadı.
Bazen düşünüyorum…O gece Efes’te yükselen alevlerin ışığı bu yarımadadan görülebilir miydi?
Belki limandaki bir denizci başını kaldırıp gökyüzündeki kızıllığı görmüştür.
Ama tarih böyle şeyleri sever.
Şimdi gözüm yukarıdaki tepeye gidiyor.
Bir zamanlar orada duran bir heykel vardı.
Ama o artık burada değil. Londra’da, British Museum’da.
En tuhaf tarafı şu: dünyadaki çoğu antik aslan heykeli saldırır gibi yapılmıştır. Pençeleri ileri uzanır, dişleri görünür.
Ama Knidos’un aslanı oturur.
Belki de bu yüzden farklıdır.
Çünkü bu şehir savaşın değil, düşüncenin ve denizin şehriydi.
Ama aslan artık başka bir gökyüzünün altında duruyor.
Ve baktığı yerde ne Ege var ne Akdeniz.
Yıllar sonra bu kıyılara bir yazar geldi.
Halikarnas Balıkçısı bu kıyıların yalnızca taş olmadığını, insanlığın hafızası olduğunu yazdı.
Sonra Datça’dan bir başka isim çıktı.
O da bu yarımadanın geçmiş ile geleceğin aynı rüzgârda yürüdüğü bir yer olduğunu söyledi.
Ve Datça’nın tarihini sabırla araştıran Nihat Akkaraca…
Onların yazdıkları sayesinde bu taşlar hâlâ konuşuyor.
Ben ise burada, Knidos’un ucunda oturuyorum.
Cep telefonumda bir haber görüyorum.
Bir zamanlar Pers imparatorluğunun doğuya doğru uzanan topraklarında… bugünün dünyasında… Pakistan ile Afganistan sınırında yine bir savaş başlamış.
Bir an tuhaf bir duygu geliyor içime.
Cyrus’un ordularının geçtiği coğrafyalar hâlâ kavga ediyor.
Knidos’un taşları sessiz.
Sanki bütün o hikâyelerdeki kişiler — Nereidler, Herakles, Omphale, Harpagos, Hekatomnos, Idrieus, Balıkçı, Özalp, Sinyor kaptan— hepsi bir an için bu kıyıya toplanmış soruyorlar bana: Şimdi ne olacak?
Ben sadece sizin anlattıklarınıza inandım.
Yorumlar (0)