Yakın Tarihin İlk Yarası: Unutturulan Ortaca Katliamı

Devletin gizlediği çoğu alevilerin bile unuttuğu tarihi bir katliam var. Hafızamızda Çorum, Maraş, Sivas diye sayıklarken, Haziran 1966 yılında yaşanan Muğla Ortaca’yı neredeyse hiç duymadık, resmi raporlarda basit bir arazi kavgası denilen ama arkasında kadınların çığlıklarını, yakılan köyleri, gasp edilen toprakları ve kayıpları barındıran bu trajedinin mağdurları tahtacı alevileri idi. 1966 Ortaca Olayları, Haziran ayının ilk haftasında Muğla’nın Ortaca ilçesinde ve Ortaca’ya bağlı Fevziye köyünde yaşanır. İlgili literatürde çok partili dönemin “ilk sivil Alevi katliamı” olarak geçer.

Yakın Tarihin İlk Yarası: Unutturulan Ortaca Katliamı

Yakın Tarihin İlk Yarası: Unutturulan Ortaca Katliamı 

Alevi halkı var olduğu süre boyunca gerek toplumsal gerek de bireysel baskılara, şiddete maruz kalmış belki de maruz bırakılmış bir toplum. Ne yazık ki şiddetin yalnızca fiziksel olanını da deneyimlememiştir. Şiddetin birçok türüyle karşı karşıya kalan bu toplum günümüzde bile aynı ya da benzer acıları yaşamaya devam etmekte. 

Devletin gizlediği çoğu alevilerin bile unuttuğu tarihi bir katliam var. Hafızamızda Çorum, Maraş, Sivas diye sayıklarken, Haziran 1966 yılında yaşanan Muğla Ortaca’yı neredeyse hiç duymadık, resmi raporlarda basit bir arazi kavgası denilen ama arkasında kadınların çığlıklarını, yakılan köyleri, gasp edilen toprakları ve kayıpları barındıran bu trajedi mağdurları tahtacı alevileri idi. 

1966 Ortaca Olayları, Haziran ayının ilk haftasında Muğla’nın Ortaca ilçesinde ve Ortaca’ya bağlı Fevziye köyünde yaşanır. İlgili literatürde çok partili dönemin “ilk sivil Alevi katliamı” olarak geçer.

Yakın Tarihin İlk Yarası: Unutturulan Ortaca Katliamı

 

 Ortaca “Çorum, Maraş ve Sivas Katliamlarının Test Edilmiş İlk Provasıdır”

Ortaca’yı yoktan vareden alevi tahtacıların nasırlı elleridir. 1940’larda kimsenin yüzüne bakmadığı sıtmalı bataklığı dişiyle tırnağıyla kurutup narinciye cennetine çevirdiler. Ancak, devlet alevilerin yarattığı bu zenginliği hazmedemedi. İskan Kanunu’nun arkasına sığınarak bölgeye dışardan sünni nüfus, sağcı militanlar ve toprak ağaları planlı şekilde yerleştirildi. Amaç, muhalif alevi nüfusunun ekonomik gücünü kırıp toprakları işbirlikçilere aktarmak ve bölgeyi sünnileştirmekti. Ortaca; Çorum, Maraş ve sivas katliamlarının test edilmiş ilk provasıdır. Basit bir sınır kavgası anında aleviler cami basıyor yalanına dönüştürüldü. Çevre köylerden toplanan güruh, yeşil bayraklarla bir tahtacı öldüren cennetliktir fetvalarıyla binlerce kişi ellerinde silahlarla ortaca merkezine saldırıltdı. Günlerce süren yağma ve tecavüzlere jandarma sadece seyirci kaldı. O dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in katliama münferit olay demesi ise devletin bu suçtaki ortaklığının açık itirafıydı. Ağaların körüklediği bu 12 günlük kanlı kuşatmayı devrimci gençliğin iradesi yardı. İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği ve Türkiye İşçi Partisi üyesi olan aralarında Deniz Gezmiş’in yol arkadaşlarının da bulunduğu bir grup devrimci barut kokan topraklara korkusuzca ayak bastı. Köylülerin direnişine siper olan gençler Ortaca meydanında imzalattıkları barış antlaşması ile asıl düşmanın komşuları değil sömürücü ağalar ve derin devlet olduğunu göstererek kirli tezgahı deşifre ettiler. Devrimcilerin bu barikatı olmasaydı Ortaca yüzlerce insanın katledildiği bir soykırıma dönüşecekti. Ancak o antlaşma bile devletin faşist ağalarının hırsını dindirmeye yetmedi. Olaylar durulduktan sonrada alevilere yönelik psikolojik baskı tehdit ve ekonomik ambargolar sistemli olarak devam etti. Can güvenliği kalmayan binlerce alevi yurttaş, traktör kasalarında birkaç parça eşya yanına alarak doğup büyüdükleri Ortaca'yı terk etmek zorunda kaldı.

5-16 Haziran 1966 tarihleri arasında, 12 gün süren bu çatışmalarda ne kadar insan öldüğü tam olarak bilinmiyor. Dönemin karanlıkta kalmış/bırakılmış Alevi katliamlarından birisidir Ortaca katliamı. 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış