İşçi Sınıfının Örgütlü Mücadelesi Kazandı
Portekiz’de uzun süredir tartışılan Çalışma Yasası Reform Paketi, meclisten geçemedi. Sosyal Demokrat Parti (PSD) ile Halk Partisi (CDS-PP) koalisyon hükümetinin hazırladığı paket, işçilerin yoğun muhalefetiyle karşılaştı ve sonuçta yasalaşamadı. Paketin en tartışmalı maddeleri arasında günlük çalışma süresinin iki saat uzatılması ve işten çıkarmaların kolaylaştırılması yer alıyordu. Hükümet, bunu “işgücünde esneklik” olarak sunarken, sermaye çevreleri paketin ekonomik rekabet gücünü artıracağını savunuyordu. Ancak işçiler, bu düzenlemelerin daha fazla sömürü anlamına geldiğini çok net gördü.
Reform, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde “haklı nedenle işten çıkarma” süreçlerini hızlandırmayı hedefliyordu. Haksız işten çıkarmalarda ise şirketlere, çalışanın geri dönüşünün işletmede ciddi aksamalara yol açtığını kanıtlamaları halinde mahkemeden işe iade kararının engellenmesini isteme hakkı tanınacaktı. Bu tür düzenlemeler, kağıt üzerinde “işverenleri rahatlatmak” gibi sunulsa da, pratikte işçilerin güvencesini ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Sendikalar ve emek örgütleri, paketin çalışma saatlerini uzatarak aile hayatını yok edeceğini, iş güvencesini zayıflatarak da işçileri sürekli bir korku ve güvensizlik ortamına mahkûm edeceğini vurguladı. Meclisten geçmemesi, Portekiz işçi sınıfının örgütlü direnişinin önemli bir zaferi olarak kaydedildi.
Daha Çok Sermaye Biriktirmek İçin Daha Fazla Sömürü
Bu olay, kapitalist sistemin yapısal sorunlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Kapitalizmde sermaye birikiminin temel mekanizması, daha fazla emek sömürüsüdür. Kâr oranlarının düşme eğilimi gösterdiği dönemlerde sermaye, krizi aşmak için iki temel yola başvurur: işçileri daha uzun süre çalıştırmak ve onlara daha az ücret ödemek. Portekiz’deki reform paketi de tam olarak bu mantığın bir ürünüydü. Günlük çalışma süresinin uzatılması, işçinin ömründen çalınması anlamına geliyordu. İşten çıkarmaların kolaylaştırılması ise patronlara, “istenmeyen” işçileri hızla tasfiye etme imkânı vererek iş disiplinini sertleştirecekti. Böylece sermaye, rekabet baskısı altında maliyetleri düşürmeyi ve kârlılığını korumayı hedefliyordu.
Ancak bu “esneklik” vaadi, işçiler için esaret demektir. Daha uzun çalışma saatleri, yorgunluk, stres ve sağlık sorunlarını artırırken, ücretler aynı oranda yükselmez. Aksine, enflasyon ve yaşam maliyetiyle birlikte reel ücretler erir. İş güvencesinin yok olması ise işçiyi açlık sınırında bir hayata mahkûm eder. Patron, “piyasa koşulları” gerekçesiyle her an kapıyı gösterebileceği bir işçi kitlesi yaratmak ister. Böylelikle işçiler, daha az ücretle daha çok çalışmayı “kabul etmek” zorunda bırakılır. Kapitalist krizlerin çözümü, her seferinde emekçi sınıfların sırtına yüklenir. 2008 küresel krizi sonrası birçok Avrupa ülkesinde benzer “reformlar” yapıldı. Yunanistan, İspanya, İtalya’da çalışma yasaları esnetildi, kıdem tazminatları budandı, esnek çalışma modelleri yaygınlaştırıldı. Sonuç ise artan yoksulluk, güvencesizlik ve toplumsal öfke oldu.
Portekiz’de yaşananlar, bu döngünün yeni bir halkasıydı. Sermaye temsilcileri “rekabet gücü” diyerek işçilerden fedakârlık isterken, aslında kendi kârlarını korumanın peşindeydiler. Oysa gerçek rekabet gücü, eğitimli, sağlıklı, motive ve güvenceli bir işgücünden gelir. Uzun saatler çalıştırılan, her an kovulma korkusu yaşayan bir işçi, ne verimli olabilir ne de yaratıcı. Kapitalizm ise bu gerçeği görmezden gelerek kısa vadeli kâr peşinde koşar.
İşçilerin “reform” paketine karşı gösterdiği direniş, umut vericidir. Bu tür mücadeleler, kapitalizmin emek sömürüsüne dayalı doğasını ifşa eder ve alternatif arayışlarını güçlendirir. Daha adil bir ekonomik sistem, ancak işçilerin örgütlü gücüyle, sendikaların etkili mücadelesiyle ve emekçi sınıfların siyasi temsiliyetiyle mümkün olabilir. Portekiz örneği, sermayenin her zaman daha fazla esneklik, daha fazla sömürü istediğini bir kez daha kanıtlamıştır. İşçiler ise her seferinde “Bu kadarı da fazla” diyerek sınırlarını çizmektedir.
Kapitalizmin krizi derinleştikçe bu çatışma da keskinleşecektir. Soru şudur: Sermaye mi işçiyi daha fazla ezecek, yoksa işçiler mi bu sistemin sınırlarını zorlayarak daha insani çalışma ve yaşam koşullarını dayatacaktır? Portekiz’deki son gelişme, ikinci seçeneğin hâlâ güçlü bir biçimde mümkün olduğunu göstermiştir.
Yorumlar (0)