Fon, fin, fan… Paranın Senfonisi, Yoksulluğun Sessizliği
Fon üzerine birçok anlam kaydırması yapılabilir.
Fon’da görünen hırsızlar…
Fondip…
Fan fin fon…
Tele-fon…
Fonuna kâr gidilecek…
Kaka-foni…
Sen-Foni Orkestrası…
Kelime çok, malzeme bol.
Çünkü memlekette ekonomi artık ekonomi sayfalarından çok mizah sayfalarına malzeme üretiyor.
Bir tarafta milyonların, milyarların havada uçuştuğu fonlar, borsa işlemleri, ayrıcalıklı çevreler ve paradan para kazananlar…
Diğer tarafta ay sonunu getiremeyen işçi, pazarda filesini dolduramayan emekli, kirayı düşünmekten uyuyamayan ücretli.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Kapitalizmde para yalnızca para değildir. Para aynı zamanda güçtür. Bilgiye kim önce ulaşıyor, sermayeye kim kolay erişiyor, hangi kapılar kimin önünde açılıyor? Küçük yatırımcıya “piyasa” diye anlatılan şey, büyük sermaye açısından çoğu zaman örgütlü bir güç ilişkisidir.
Kazanç özelleştirilir, zarar toplumsallaştırılır.
Emekçiye gelince “kaynak yok” denir.
Emekliye gelince “bütçe dengesi” hatırlatılır.
İşçiye ücret artışı yapılacağı zaman enflasyon tehlikesinden söz edilir.
Ama büyük paranın çevresinde dönen milyonlar ve milyarlar gündeme geldiğinde başka bir dil kullanılmaya başlanır: fon, portföy, piyasa hareketi, yatırım tercihi, finansal enstrüman…
Yoksulun cebinden çıkan para açık ve nettir.
Zenginin cebine giren para ise terminolojiye boğulur.
İşte mizah tam burada devreye giriyor.
Bu coğrafyanın eski bir geleneğidir: Güçlüyle doğrudan baş edemediğinde onu maskara edersin. Hiciv, taşlama, Karagöz, Nasreddin Hoca, halk ozanları…
İktidarın ihtişamını kahkahayla küçültürsün.
Çünkü mizah bazen ezilenlerin elindeki en ucuz silahtır.
Bugün de insanlar öfkelerini kelimelerin içine saklıyor.
“Fon” diyor, “fan fin fon” diye devam ediyor.
“Senfoni” diyor.
Gülüyor.
Paylaşıyor.
Birbirini güldürüyor.
Ve biraz olsun sağalıyor.
Fakat burada rahatsız edici bir soru var:
Öfke yalnızca mizaha dönüşürse ne olur?
İnsanlar sokağa çıkmak yerine ekran başında birbirlerini güldürmeye başladığında, kahkaha bir itiraz biçimi olmaktan çıkıp tahammül mekanizmasına da dönüşebilir.
Mizah iktidarı rahatsız edebilir.
Ama tek başına gelir dağılımını değiştirmez.
Taşlama emekliyi yoksulluktan kurtarmaz.
En güzel kelime oyunu bile işçinin ücretini yükseltmez.
Çünkü sınıfsal eşitsizliği yaratan şey kötü espriler değil, ekonomik ve siyasal güç ilişkileridir.
Bu nedenle mesele “fon” kelimesinden kaç çeşit şaka çıkarabileceğimizden daha büyük.
Asıl soru şudur:
Bu ülkede servet nasıl üretiliyor, kim tarafından üretiliyor ve sonunda kimin cebinde birikiyor?
Belki bugün kendi kendimizi güldürüp sağaltıyoruz.
İyi ki de gülüyoruz.
Çünkü bazen kahkaha, insanın teslim olmadığını gösterir.
Ama tarihin başka bir öğretisi daha var:
Kahkaha itiraza, itiraz örgütlü toplumsal talebe dönüşmediğinde düzen, kendisiyle dalga geçilmesine bile alışır.
O zaman geriye garip bir senfoni kalır:
Bir tarafta milyarların sesi…
Öte tarafta geçinemeyen milyonların sessizliği.
Fan fin fon…
Perde kapanmaz.
Çünkü hesabı hâlâ emekçiler ödüyor.
Yorumlar (0)