Almanya’da Emekçiler Ayakta: Yeter Artık

Alman Sendikalar Birliği (DGB) çağrısıyla “Hart verdient! Deine Arbeit. Deine Gesundheit. Deine Rente.” (Zor kazanıldı! Çalışman, sağlığın, emekliliğin) sloganıyla 15 kentte düzenlenen yürüyüş ve mitinglere sendika verilerine göre toplam 175 bin kişi katıldı.

Almanya’da Emekçiler Ayakta: Yeter Artık

Almanya’da İşçilerin  Kazandıklarına Sahip Çıkma Mücadelesi

Almanya’nın sanayi kentlerinde, fabrikaların gölgesinde ve sokakların ortasında, emekçilerin öfkesi bir kez daha yükseldi. Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) çağrısıyla 15 kentte düzenlenen yürüyüşlere 175 bin kişi katıldı. “Yeter artık!” sloganı, kalabalığın ortak sesi oldu. Kitlesel işten atmalar, fabrika kapatma tehditleri, ücret gaspları, çalışma sürelerinin zorla uzatılması, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve sağlık ile sosyal hizmetlerdeki kesintiler… Tüm bunlar, Almanya’da yaşayan milyonlarca emekçinin günlük yaşamını doğrudan tehdit eden, sistemin çıplak gerçeğini gözler önüne seren uygulamalar. Bu yürüyüşler, yalnızca bir protesto değil; aynı zamanda bir uyarı, bir direniş ve birlik çağrısıdır.

Neo-liberal düzen, uzun yıllardır “rekabet”, “verimlilik” ve “küresel piyasa” maskesi altında emekçilerin sırtına yük bindirdi. Merkez ülkelerde bile bu yükün ağırlığı artık dayanılmaz hale geldi. Küresel muktedirler, çevre ve yarı-çevre ülkelerin kaynaklarını, emeğini ve doğasını kemiklerine kadar sömürürken, aynı sömürü mekanizmasını merkez ülkelerin işçi sınıfına da yöneltiyor. Fabrika kapatan şirketler, “maliyetleri düşürmek” bahanesiyle binlerce işçiyi sokağa atıyor; ücretleri donduruyor ya da geriletiyor; mesai saatlerini uzatarak emekçilerin yaşam sürelerini fiilen kısaltıyor. Emeklilik yaşının yükseltilmesi ise, yıllarca çalışmış insanlara “daha fazla çalış, daha az yaşa” demenin resmî ifadesi. Sağlık ve sosyal hizmetlerdeki kesintiler de, hastalığı, yaşlılığı ve yoksulluğu bireysel bir “başarısızlık” gibi gösterme çabasının parçası.

Almanya’da Emekçiler Ayakta: Yeter Artık

Bu tablo, merkez ile yarı-çevre ve çevre ülkelerin emekçilerini “açlıkta eşitleme” politikasının somut sonucudur. Almanya’da bir metal işçisiyle, Asya’da ya da Latin Amerika’da aynı markanın ürününü üreten bir işçinin yaşam koşulları arasındaki fark giderek kapanıyor; ancak bu kapanma yukarıya doğru değil, aşağıya doğru gerçekleşiyor. Zenginliğin ve teknolojik ilerlemenin merkezi olan ülkelerde bile, emekçiler güvencesizlik, yoksulluk riski ve sosyal hak gasplarıyla karşı karşıya. Bu, sistemin kendi iç çelişkisini de açığa çıkarıyor: Sermaye, kâr oranlarını korumak için her yerde aynı baskıyı uyguluyor; coğrafya fark etmeksizin emeği ucuzlatmaya çalışıyor.

DGB’nin çağrısıyla sokağa çıkan 175 bin emekçi, bu baskıya “yeter artık” diyerek cevap verdi. Yürüyüşlerde yükselen birlik ve mücadele çağrıları, yalnızca Almanya’nın değil, tüm dünyanın emekçileri için anlamlı. Çünkü aynı sistem, aynı mantıkla her yerde işliyor. Fabrika kapatan şirket, ücret kesen patron, emeklilik yaşını yükselten hükümet… Hepsi aynı zincirin halkaları. Bu zinciri kırmanın yolu ise, parçalı tepkilerle değil, ortak bir mücadele hattıyla mümkün.

Almanya’daki bu kitlesel çıkış, neo-liberal düzenin “başarı” hikâyesinin çatırdadığını gösteriyor. Merkez ülkelerde bile emekçilerin sabrı tükeniyor. “Yeter artık” sloganı, bir isyanın özeti olduğu kadar, bir uyanışın da habercisidir. Çünkü sömürü coğrafya tanımıyor; direniş de tanımayacak. Almanya’nın sokaklarından yükselen ses, tüm dünyanın emekçilerine aynı mesajı veriyor: Birlikte ayakta durmak, birlikte mücadele etmek ve “yeter artık” demek zorundayız.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış