Kürt Sinemasında Yereli Evrenselle Buluşturan Bir Zaferin Öyküsü
Sarhoş Atlar Zamanı filmiyle tanıdığımız, Cannes’da Altın Kamera ödülünü alarak Kürt sinemasını uluslararası arenada ilk kez güçlü bir şekilde duyuran yönetmen Bahman Ghobadi, yeniden dünya sinemasının kalbinde. Yıllar süren sürgünün, anıların ve kâbusların beslediği “Trees Are Watching” (Ağaçlar Bakıyor), Toronto Uluslararası Film Festivali’nde (TIFF) izleyiciyle buluştu. Bu film yalnızca bir psikolojik gerilim ya da ekolojik alegori değil; Kürt sinemasının yerel köklerini, sanatçı ustalığıyla evrensel bir dile taşıyan cesur bir adım.
Savaş, Göç ,Çocuk ,Özgürlük
Ghobadi, İran’ın Baneh kentinde doğmuş, Kürt kimliğini sinemasının merkezine koyan bir yönetmen. İlk uzun metrajı “Sarhoş Atlar Zamanı” (2000), İran’da çekilmiş ilk Kürt filmi olarak tarihe geçti ve Cannes’da büyük yankı uyandırdı. Ardından “Kaplumbağalar da Uçar”, “Yarım Ay”, “İran Kedileri” gibi yapımlarla savaşın, göçün, çocukluğun ve özgürlüğün izini sürdü. Filmleri her zaman acı, direnç ve insanlık üzerine kuruluydu. Şimdi ise “Ağaçlar Bakıyor” ile yeni bir yola sapıyor: doğanın tanıklığı, bastırılmış korkular ve insanın geçmişiyle yüzleşmesi. Yönetmen filmi şöyle tanımlıyor: “Sürgündeki 18 yılımın kâbuslarından ve anılarımdan beslenen çok kişisel bir yolculuk.” Bu kişisel damar, filmi sıradan bir korku hikâyesinden çıkarıp derin bir iç döküme dönüştürüyor.
Yasaklı Dilin Sineması, Dünya Sineması ile Kucaklaşıyor
Filmin arkasında dünya sinemasının önlü ismi Martin Scorsese’nin yürütücü yapımcılığı var. Scorsese ile Ghobadi’nin dostluğu yıllara dayanıyor; 2012’de “Gergedan Mevsimi”ni TIFF’te bizzat takdim etmişti. Bu destek, filmin uluslararası görünürlüğünü güçlendiriyor. Başrolde ise Hollywood’un güçlü isimlerinden Eva Green yer alıyor. Green, yazar Darya karakterinde, Londra’dan memleketi Mardin’e dönen, ağaçların ruhani gücüne takıntılı bir kadını canlandırıyor. Yanında sağır kızıyla birlikte eski aile evine yerleşiyor. Evin etrafı ormansızlaştırılmış, sadece ikiz kız kardeşler Spin ve Nihal için dikilmiş iki ağaç ayakta kalmış. Gece gelen ziyaretçi ise sıradan bir nesne: yerel ahşaptan yapılmış bir sandalye. Bu sandalye, Kürt efsaneleriyle, çocukluk anılarıyla ve doğanın intikamıyla iç içe geçiyor.
Türkiye’den kadroda dikkat çeken isimler var: Murat Yıldırım, Zeynep Çamcı ve Neva Kuş. Neva Kuş, Darya’nın sağır kızını canlandırırken, Murat Yıldırım ve Zeynep Çamcı da filmin duygusal ve gerilim yüklü katmanlarına katkı sunuyor. Mardin’in tarihi dokusu, yeraltı şehri ve çevre ormanların yok oluşu, filmin görsel dilinin temelini oluşturuyor. Ghobadi, doğayı ve ağaçları “insanın geçmişine, eylemlerine ve bastırılmış korkularına tanıklık eden birer unsur” olarak işliyor. Ağaçlar sessiz değil; algılıyor, hatırlıyor ve şahitlik ediyor. Bu yaklaşım, ekolojik alegoriyi psikolojik gerilimle ustaca harmanlıyor.

Bahman Ghobadi ve Sanatın Dilli
Film, gerilim dolu atmosferiyle öne çıkıyor. Sürreal sahneler, fantazmagorik dokunuşlar ve yer yer Grand Guignol tarzı görsellik, Ghobadi’nin alışılagelmiş dramatik dilinden farklı bir ritim sunuyor. Ancak öz değişmiyor: insanın doğayla, geçmişiyle ve kendi gölgeleriyle yüzleşmesi. Deforestasyon, bellek, suçluluk ve efsane iç içe geçiyor. Bu, yalnızca bir korku filmi değil; modern bir ekolojik masal. Eva Green’in ifadesiyle “modern bir ekolojik fabl.”
Ghobadi’nin bu projesi, Kürt sinemasının uluslararası alandaki büyük başarılarının devamı niteliğinde. Kürt yönetmenler yıllardır kendi hikâyelerini anlatırken, engellerle, sansürle ve sürgünle mücadele etti. Ghobadi’nin filmleri, bu mücadeleyi sanatın gücüyle aşmanın örneği oldu. “Ağaçlar Bakıyor”,

Doğanın- Ağacın Tanıklığı
yerel olanı –Kürt efsanelerini, Mardin’in taş sokaklarını, ağaçların sessiz tanıklığını– sanatçı ustalığıyla evrensele taşıyor. Eva Green’in uluslararası star gücü, Scorsese’nin prestiji ve Türkiye’den oyuncuların katkısı, filmi hem yerel hem de küresel bir buluşma noktasına dönüştürüyor.
Bu film, Kürt sinemasını daha tanınır, daha bilinir kılıyor. Çünkü yerel bir hikâye, evrensel bir dil bulduğunda sınırları aşar. Ağaçlar bakıyor; geçmişe, bugüne ve insanın yaptıklarına. Ghobadi de bakıyor: sürgünün kâbuslarına, doğanın yarasına ve sinemanın birleştirici gücüne. “Ağaçlar Bakıyor”, yalnızca bir film değil; Kürt sinemasının dünya sahnesinde bir kez daha dimdik duruşunun kanıtı.
Yerelden evrensele uzanan bu yolculuk, sanatın en güçlü yanını hatırlatıyor: Kimliğini kaybetmeden, herkese seslenebilmek. Bahman Ghobadi, “Sarhoş Atlar Zamanı”ndan bu yana aynı duyarlılığı taşıyor. Şimdi ise ağaçların dilini konuşturarak, o duyarlılığı yeni bir forma sokuyor. TIFF’te buluşan izleyiciler, bu sesi duydu. Dünya sineması da duymaya devam edecek. Çünkü ağaçlar bakıyor… ve biz de bakıyoruz.
Yorumlar (0)