Ortadoğu’nun İki Leyla’sının Ortak Sevdası

1970’li yılların Ortadoğu’sunda, kız çocuklarına verilen isimler arasında bir fısıltı yükseldi. Leyla. Bu isim birdenbire yalnızca bir ses olmaktan çıktı; iki ayrı coğrafyanın, iki ayrı halkın yüreğinde aynı ateşi taşıyan iki kadının adıyla birleşti. Biri Kürt dağlarının gölgesinde, diğeri Filistin ovalarının tozunda yürüdü. Biri Baas’ın zindanlarında son nefesini verdi, diğeri hâlâ aynı yolda yürümeyi sürdürüyor. Onları birbirine bağlayan şey, tanıdıkları bir yüz ya da ortak bir mektup değildi. Aynı toprağın, aynı gökyüzünün altında, kadının sesinin boğulduğu bir coğrafyada, hem işgalcinin hem de evin içindeki duvarın karşısına dikilmeleriydi.

Ortadoğu’nun İki Leyla’sının Ortak Sevdası

İki Halk, İki Kadın, Aynı Direniş

1970’li yılların Ortadoğu’sunda, kız çocuklarına verilen isimler arasında bir fısıltı yükseldi. Leyla. Bu isim birdenbire yalnızca bir ses olmaktan çıktı; iki ayrı coğrafyanın, iki ayrı halkın yüreğinde aynı ateşi taşıyan iki kadının adıyla birleşti. Biri Kürt dağlarının gölgesinde, diğeri Filistin ovalarının tozunda yürüdü. Biri Baas’ın zindanlarında son nefesini verdi, diğeri hâlâ aynı yolda yürümeyi sürdürüyor. Onları birbirine bağlayan şey, tanıdıkları bir yüz ya da ortak bir mektup değildi. Aynı toprağın, aynı gökyüzünün altında, kadının sesinin boğulduğu bir coğrafyada, hem işgalcinin hem de evin içindeki duvarın karşısına dikilmeleriydi.

Ortadoğu’nun İki Leyla’sının Ortak Sevdası

Leyla Kasim

Leyla Kasim, 1952’de Xanekin’in Bamili köyünde doğdu. Bağdat Üniversitesi’nin soğuk koridorlarında, Kürt öğrencilerin fısıltılarını bir araya getiren genç bir kadındı. 1970’te Kürdistan Demokrat Partisi’nin peşmerge saflarına katıldığında, “Kadınların da vatan için canını verebileceğini göstermek istedim” demişti. O yıllarda Baas rejimi, 1970 özerklik anlaşmasını yok saymış, Kürt bölgelerine yeniden saldırmaya başlamıştı. Leyla ve dört arkadaşı, bu baskıyı dünyaya duyurmak için bir uçak eylemi planladı. Eylem deşifre oldu. Tutuklandılar. İşkence gördüler. Mahkeme salonunda Leyla, hâkimin gözlerinin içine bakarak konuştu: “Beni öldürün. Ama bilin ki benim ölümümle binlerce Kürt uyanacak. Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda canımı feda ettiğim için sevinç duyuyorum.”

İdamından birkaç gün önce annesine bir istek iletti: Geleneksel Kürt kıyafetlerini ve bir makası göndersinler. Saçından bir tutam kesilmesini istedi. “Birkaç gün sonra bu kıyafetlerle idam edileceğim,” dedi. “Kürdistan’ın gelini olacağım.” 12 Mayıs 1974 sabahı, Bağdat’ta, sehpa önünde Kürt milli marşını okudu. Yirmi iki yaşındaydı. Irak siyasi tarihinde idam edilen ilk kadın oldu. Ablasına yüzüğünü, annesine saçını bıraktı. Gözünden yaş akmamasını istedi; düşmanların zayıflık görmesini istemiyordu. O sabah, sehpanın altında, bir halkın vicdanına kazınan bir sessizlik doğdu. Rüzgâr, o saç tutamını özgür dağlara taşıdı sanki.

Ortadoğu’nun İki Leyla’sının Ortak Sevdası

Leyla Halit

Aynı yıllarda, Akdeniz’in öteki kıyısında bir başka Leyla vardı. Leyla Halit, 1944’te Hayfa’da doğmuş, 1948’de ailesiyle birlikte Lübnan’a sürülmüştü. On beş yaşında Arap Ulusal Hareketi’ne, 1967’den sonra Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne katıldı. Annesi “Bırak kardeşlerin savaşsın” demişti. O ise kenarda kalmayı reddetti. 29 Ağustos 1969’da, Roma’dan kalkan bir yolcu uçağını Şam’a indirdi. Ertesi yıl, Amsterdam’dan kalkan bir başka uçağa el koyma girişiminde bulundu. Arkadaşı vuruldu, kendisi Londra’da tutuklandı, sonra esir takasıyla serbest bırakıldı. O yıllarda elinde silah tutan bir kadın fotoğrafı, dünyanın dört bir yanına yayıldı. Kadınların yalnızca evde, yalnızca yas tutan, yalnızca bekleyen rolüne mahkûm edildiği bir coğrafyada, o fotoğraf bir yara gibi açıldı. Sesini yükselttiği her yerde, yalnızca toprak değil, kadının varoluşu da yeniden tanımlanıyordu. Gözlerinde, kaybedilen bir yurdun ve kazanılacak bir yarının ateşi yanıyordu.

İki Leyla'nın Özgürlük yolundaki  Direnişi

İki Leyla da yalnızca dışarıdaki silaha karşı durmadı. Evdeki, sokağın, okulun, partinin içindeki sınırlara da karşı çıktı. Leyla Kasım, üniversite koridorlarında örgütlenirken, kadınların siyasi alanda yer almasının mümkün olduğunu gösterdi. Leyla Halit, eğitimini yarıda bırakıp silahlı mücadeleye katılırken, “Kadınların sesi olmak zorundaydım” dedi. İkisi de, halklarının özgürlük mücadelesini kadın bedeninin ve iradesinin üzerinden yeniden tanımladı. Biri Kürt milli marşını sehpa önünde okuyarak, diğeri uçak kokpitinde karar vererek, “biz de varız” dedi. Biri toprağa düşerken, diğeri o toprağın ötesinde aynı ateşi taşımaya devam etti. Biri şehit düşerken, diğeri yaşayan bir hatıra gibi yürüdü.

Birbirlerini hiç görmediler. Aynı masada oturmadılar. Ama 1970’lerin Ortadoğu’sunda, kız çocuklarına verilen isimlerin çoğalmasının bir nedeni de onlardı. Biri Kürdistan’ın gelini olarak toprağa düştü. Diğeri özgür Filistin için hâlâ aynı yolda, aynı kararlılıkla yürümeyi sürdürüyor. İki isim, iki halk, aynı direniş. Ve o direniş, her yeni doğan Leyla’nın adında yeniden soluk alıyor; bir fısıltı gibi, bir çığlık gibi, bir yemin gibi.

 

Yorumlar (1)

leyla Sezer

2 gün önce / 29.09.2026

Kaleminize sağlık çok güzel yorumlamışsınız bu iki kadının direnişi ancak bu kadar güzel kaleme alınabilir

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla