Jîla Huseynî Kürt Şiirinin Kadın Şavkı

Onun şiirlerinde kadın bedeni bir süs değil, bir savaş alanıydı. Toplumun kadına biçtiği roller, evliliklerin görünmez zincirleri, aşkın hem özgürleştiren hem de yaralayan yüzü, dizelerinde açıkça yer buldu. Kimi zaman bir sevda şarkısı gibi akardı sözleri, kimi zaman da bir isyan çığlığı gibi yükselirdi. Kadınların susturulmuş duygularını, yaşanmış acılarını kendi sesinden dile getirdi

  Jîla Huseynî Kürt Şiirinin Kadın Şavkı

 

Özgürlüğü Dizelere Taşıyan Ozan

 Dil tenğim çi tarik e

Hingê ku pencên hezkirinê

Sûza têlên dilxwaziyê dilivîne

Wê demê

Bîra dûrbûna te

Dilê birîndar dilivîne

Strana xemê dilê

Helbesteke nû dibêje.

Türkçe karşılığı yaklaşık olarak

 

Gönlüm ne kadar karanlık

Sevda parmakları

Arzu teline dokunduğunda

O anda

Uzaklığın anısı

Yaralı gönlü titretir

Gam şarkısını çalar

 

  Jîla Huseynî *, Seqiz’in* dağlara yaslanmış sokaklarında, 1964 sonbaharının serin bir gününde dünyaya gelen bu kadın, henüz on beş yaşındayken kalemini eline alıp içindeki fırtınayı dizelere dökmeye başladı. Kürt kadın şiirinin o zamana kadar pek duyulmamış, kendine özgü bir sesini taşıyan bu isim, kısa ömrüne sığdırdığı dizelerle aşkı, kadınlığı, toplumsal baskıyı ve özgürlük özlemini öyle bir anlatır ki, okuyan herkesin içinde bir yerlerde yankılanır.

Ailesinin evinde kitaplar duvar gibi yükselirdi. Dedesi Şeyh Abdülkadir hem hattattı hem de şiir yazardı; babası Mehran Huseynî ise yargıç kimliğinin yanında aydın bir ruha sahipti. O zengin kütüphane, küçük Jîla için bir sığınak, bir okul, bir sonsuzluk kapısı oldu. Geleneklerin ağır kurallarıyla çevrili bir dünyada büyürken, o kuralları sorgulayan bir bakış geliştirdi. On beş yaşında, henüz çocukluğu yeni bitmişken, akrabası Vefa Huseynî ile evlendirildi. Bu evlilikten Bahar adında bir kızı oldu. Beş yıl süren o birliktelik, onun içinde biriken isyanı daha da büyüttü. Boşanma kararı, o yıllarda cesaret isteyen bir adımdı; o adımı attı. Yıllar sonra Şahrez Nusodî ile ikinci kez evlendi. Bu evlilikten Ramin ve küçük Jîna dünyaya geldi. Hayat onun için ne kadar kısa olursa olsun, annelik de, aşk da, yazmak da iç içe geçti.

İlk dizelerini Farsaça yazdı. “Ber Bayê Çû” adlı el yazması, rüzgârın savurduğu düşünceler gibi kaldı; yayımlanmasını istemedi. Asıl dönüşüm, 1984-1985 yıllarında Seqiz radyosunda “Biz ve Değerli Dinleyicilerimiz” programını sunduğu dönemde geldi. Mikrofonun karşısına geçtiği o günlerden sonra sözleri anadiline, Kürtçeye aktı. Radyo stüdyosunun loş ışığında, dinleyicilere seslenirken aynı zamanda kendi sesini de buldu. Klasik kalıpların dışına çıkan, özgür vezinli bir anlatım geliştirdi. Kürt şiirinde modern bir yol açan ilk kadınlardan biri oldu. Şêrko Bêkes’in dizelerinden esinlendi; o da Jîla için “Şiir âşıktı, Jîla maşuktu” diyecekti yıllar sonra.

  Jîla Huseynî Kürt Şiirinin Kadın Şavkı

Benim Bedenim, Benim Kararım

Onun şiirlerinde kadın bedeni bir süs değil, bir savaş alanıydı. Toplumun kadına biçtiği roller, evliliklerin görünmez zincirleri, aşkın hem özgürleştiren hem de yaralayan yüzü, dizelerinde açıkça yer buldu. Kimi zaman bir sevda şarkısı gibi akardı sözleri, kimi zaman da bir isyan çığlığı gibi yükselirdi. Kadınların susturulmuş duygularını, yaşanmış acılarını kendi sesinden dile getirdi. Geleneksel yargıların karşısına, sade ama keskin bir dille çıktı. Okuyanı hem büyüler hem de sarsardı. Hayattayken yayımlanan tek kitabı “Geşey Evîn*”, 1995’te okurla buluştu. Aşkın büyüyen, serpilip açılan hali gibiydi o dizeler. Ölümünden iki yıl sonra “Qelay Raz*” çıktı. Bu kitapta kalan şiirleri, kısa öyküleri ve Farsça yazdıkları bir araya geldi. Çocuklar için masallar da yazmıştı; Sadeq Hedayat’tan bir çeviri denemesi de vardı aralarında. Her satırında, kısa ömrüne sığdırmaya çalıştığı bir bütünlük hissedilirdi.

27 Eylül 1996 sabahı, Tahran’a gelen Şêrko Bêkes’i* karşılamak üzere yola çıktı. Yanında on aylık kızı Jîna vardı. Sanandaj-Dehgolan yolunda araç devrildi. Anne ve kız, o son yolculukta birlikte göçtüler. Otuz iki yaşındaydı. Seqiz’teki Dozaghara mezarlığında, ailesinin yanında toprağa verildi. Geride kalanlar, onun dizelerini yeniden okudukça, o kısa hayatın ne kadar yoğun geçtiğini daha iyi anladılar.

Jîla Huseynî’nin sesi, zamanın tozuna karışmadı. Kürt kadın şiirinin sonraki kuşaklarına bir kapı açtı. Kadınların kendi deneyimlerini, kendi duygularını kendi dilleriyle anlatabileceğini gösterdi. Aşkı yüceltirken aynı zamanda onun toplumsal yükünü sorguladı. Özgürlük arayışını, dağların rüzgârı gibi dizelerine taşıdı. Bugün onun kitaplarını açan biri, hâlâ o genç kadının kaleminden çıkan ateşi hissedebilir. Kısa bir ömür sürdü ama sözleri, Seqiz’in soğuk rüzgârlarından daha uzun yaşadı. Onu tanımak, belki de o sesin hâlâ yankılandığını fark etmektir.

* Jîla – Pırıltı

 *Seqiz - İran'ın batısında, Kürdistan Eyaleti sınırları içinde yer alan tarihi bir şehirdir. Eyaletin başkenti

* Geşey Evîn - ışıklı aşk

* Qelay Raz-  sır kalesi

 *Şêrko Bêkes (2 Mayıs 1940 – 4 Ağustos 2013), modern Kürt şiirinin en önemli kurucularından ve en etkili isimlerinden biri kabul edilen dünyaca bilinen çağdaş Kürt şairdir

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış