Tektaş Ağaoğlu

Tektaş Ağaoğlu 1934’te İstanbul’da doğdu. Dedesi Ahmet Ağaoğlu, babası ise Demokrat Parti’nin kurucularından, Menderes hükümetlerinde yıllarca bakanlık yapmış yazar Samet Ağaoğlu’ydu. Ailenin bütün ayrıcalıklarını, bütün iktidar kapılarını elinin tersiyle itti. Tıpkı Can Yücel gibi, sağcı babanın solcu oğlu oldu. Komünist oldu.

Tektaş Ağaoğlu

Sağcı Ailenin , Sosyalist Çocuğu

Tektaş Ağaoğlu 1934’te İstanbul’da doğdu. Dedesi Ahmet Ağaoğlu, babası ise Demokrat Parti’nin kurucularından, Menderes hükümetlerinde yıllarca bakanlık yapmış yazar Samet Ağaoğlu’ydu. Ailenin bütün ayrıcalıklarını, bütün iktidar kapılarını elinin tersiyle itti. Tıpkı  Can Yücel gibi, sağcı babanın solcu oğlu oldu. Komünist oldu.

Oxford’da hukuk okudu. Türkiye’ye döndüğünde önüne serilen her yolu reddetti. 1960’larda Türkiye İşçi Partisi’ne girdi. 1974’te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı, Merkez Yürütme Kurulu’nda görev yaptı. 12 Eylül’den sonra sürgüne gitti, İsviçre’de yaşadı. Dönünce Sosyalist Birlik Partisi’nde, Birleşik Sosyalist Parti’de, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde kurucu ve yönetici oldu. Örgütten hiç kopmadı.Marx ve Engels’ten derlediği Politika ve Felsefe yüzünden 1973’te yedi buçuk yıla mahkûm edildi, beş ay cezaevinde yattı. Gerçek gazetesinin sorumlu müdürüyken bir yıl daha hapis yattı. Çıktı, çeviriye devam etti. Dostoyevski’yi, Şolohov’u, Remarque’ı, Dickens’ı Türkçeye kazandırdı. Özellikle Ve Durgun Akardı Don başta olmak üzere Rus edebiyatının en ağır eserlerini dilimize taşıdı. Aynı zamanda heykeltıraştı, ressamdı. Eserlerini yurt içinde ve dışında sergiledi.

Tektaş Ağaoğlu

Hiç popülist olmadı. Televizyona çıkmadı, kişisel reklam peşinden koşmadı, kendini satmadı. Sessiz, ciddi, inatçı bir entelektüel olarak kaldı. Son yıllarında Kızılcık dergisini çıkardı. Dergiyi ölümüne kadar elinden bırakmadı. 9 Ocak 2018’de İstanbul’da öldü. Aradan yedi yıl geçti.

Türkiye sosyalist hareketinin isimsiz ama en ciddi beyinlerinden biriydi. Ailesinin bütün nimetlerini reddetti, işçilerin yanında durdu. Oxford’dan geldi, cezaevine girdi. Çevirdi, yazdı, örgütledi, heykel yaptı. Gürültü yapmadan, hesap tutmadan, son nefesine kadar aynı yolda yürüdü.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış