Dengbej Yasak Dilin Anlatıcısı

Dengbêjlik, bu topraklarda dilin en dirençli biçimidir. Yasaklar geldiğinde, kalemler kırıldığında, o ses susmamıştır. Şakıro, bu sesin en güçlü taşıyıcılarından biri olarak, dağlardan şehirlere, sürgün yollarından kaset bantlarına kadar aynı yükü omuzlamıştır. Onun kılamları, bir halkın hafızasının nasıl ayakta kaldığının canlı kanıtıdır. Bir dengbêj oturur, sesini açar ve zaman yeniden akar. O akışta, unutulmaya yüz tutmuş her şey yeniden doğar.

 Dengbej Yasak  Dilin Anlatıcısı

Şakıro Kevı Ribat (Rebat Kekliği)

Dengbêjlik, dağların gölgesinde, köy odalarının loş ışığında, düğünlerin ve matemlerin ortak dilinde doğmuş bir sestir. Yazının zincire vurulduğu, dilin kamusal alanda susturulduğu çağlarda, bu ses kuşaktan kuşağa aktarılan en sağlam köprü olmuştur. Ortadoğu’nun yasaklı dillerinden biri olarak Kürtçe’nin yazılı yolları tıkanınca, hafıza sözün kanatlarına binmiş; dengbêjlik kurumu, halkın ortak belleğini ayakta tutan omurga hâline gelmiştir. Destanlar, ağıtlar, aşk öyküleri, kan davaları, göçler ve direnişler, bir insanın boğazından dökülen uzun soluklu kılamlarla taşınmıştır. Bu kılamlar kâğıda değil, yüreğe yazılmıştır. Bir dengbêj oturur, dizlerini kollar, gözlerini kapatır ve zamanı açar. Saatler, bazen günler boyu süren anlatılar, dinleyeni kendi tarihinin içine çeker.

Şakıro

Bu geleneğin yakın zamanda en gür seslerinden biri Şakıro’dur. Asıl adı Şakir Deniz olan, halkın dilinde Şahê Dengbêjan ( Dengbejlerin şahı) , Kewê Ribat ( Rebat Kekliği), Şakırê Mezin  ( büyük Şakır)diye anılan bu adam, 1930’ların sonlarında Ağrı’nın Eleşkirt dağlarında dünyaya gelmiştir. Zilan aşiretinin bir kolundan gelen ailesinin kökleri, daha eski yıllarda Erivan civarındaki köylere uzanır. Çocukluğu, dengbêj seslerinin yankılandığı yaylalarda ve köy odalarında geçmiştir. Ustası Resoyê Gopala’nın yanında olgunlaşmış, Bedîhê Çavşûş gibi ustaların yanında yıllarca çıraklık etmiştir. Onun sesinde, gırtlağın titreyişiyle yükselen o nadir özellik, xulxulandin, dinleyeni bir an için yere, bir an için göğe bağlardı. Günlerce durmaksızın kılam söyleyebilmesiyle nam salmıştı. Sesinde hem dağın sertliği hem de ova rüzgârının inceliği vardı. Dengbej Yasak  Dilin Anlatıcısı

 

Sürgün Şakıro

Şakiro’nun hayatı, halkının yaşadığı sürgünlerle iç içe geçmiştir. 1959’da ailesiyle birlikte Adana’ya yollanan, yedi yıl boyunca o sıcak toprağın yabancılığını taşıyan, sonra Muş’a, ardından Erzurum Karayazı’ya yerleşen bir adamdır o. Her yerde aynı işi yapmıştır: oturup anlatmak. Feodal kavgaları, aşk acılarını, gurbet hasretini, Zilan vadisinin yasını, Esmer’in boyunu, Kejê’nin bakışını, Nêçîrvano’nun avını, Geliyê Zîlan’ın uğultusunu diline getirmiştir. Kılamları kasetlere kaydedilmiş, yasak yıllarında elden ele dolaşmış, dağ köylerinden şehir kenar mahallelerine kadar ulaşmıştır. O kasetler, bir dilin hayatta kalma çabasının sessiz tanıklarıdır.

Dengbêjlik yalnızca geçmişi hatırlatmaz; aynı zamanda geleceğe taşıyan bir nefestir. Şakıro bu nefesi kendi boğazında yoğunlaştırmış, yüzlerce kılam bırakmıştır. Onun anlatılarında bireysel acı ile toplumsal yara birbirine karışır. Bir sevgilinin ayrılığı, bir aşiretin dağılması kadar derinleşir. Bir dağın eteğinde geçen aşk, bir vadinin katliamıyla aynı solukta anılır. Bu, dengbêjliğin gücüdür: kişisel olanı ortak hâle getirmek, ortak olanı kişisel bir yara gibi hissettirmek. Şakıro’nun sesi yükseldiğinde, dinleyenler kendi dedelerinin, ninelerinin, sürgün yollarının, unutulmuş düğünlerinin, söylenmemiş ağıtlarının içine düşerlerdi.

1996’nın yazında İzmir’de, maddi sıkıntılar içinde gözlerini yumduğunda, ardında yalnızca bir mezar taşı değil, bir ses mirası bırakmıştır. Mezarı bugün hâlâ ziyaret edilir; kılamları hâlâ dinlenir. Çünkü dengbêjlik, bir insanın ölümüyle bitmez. O ses bir kez dökülmüştür ve o dökülüş, dağların rüzgârında, köy odalarının duvarlarında, kasetlerin manyetik şeritlerinde yaşamaya devam eder. Şakıro’nun gırtlağından çıkan her titreyiş, yazılı tarihin eksik bıraktığı yerleri doldurmuş, halkın kendi dilinde kendi öyküsünü dinlemesini sağlamıştır.

Dengbêjlik, bu topraklarda dilin en dirençli biçimidir. Yasaklar geldiğinde, kalemler kırıldığında, o ses susmamıştır. Şakıro, bu sesin en güçlü taşıyıcılarından biri olarak, dağlardan şehirlere, sürgün yollarından kaset bantlarına kadar aynı yükü omuzlamıştır. Onun kılamları, bir halkın hafızasının nasıl ayakta kaldığının canlı kanıtıdır. Bir dengbêj oturur, sesini açar ve zaman yeniden akar. O akışta, unutulmaya yüz tutmuş her şey yeniden doğar.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış