Fon Patlasın Çal Oynasın

Ekonomi Politik’te Ali Bilge, Türkiye’de peş peşe yaşanan fon ve finans skandallarından hareketle denetim mekanizmalarının işleyişini ve yatırımcıların uğradığı kayıpların topluma yüklenen maliyetini ele alıyor; Karadeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılarla büyüyen güvenlik risklerini, İran bağlantılı bankalara yönelik gelişmeleri ve Türkiye’nin ekonomi ve dış politika yönetimindeki güncel sorunları değerlendiriyor.

Fon Patlasın Çal Oynasın

Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de bilmem kaçıncı kez bir ekonomik skandal daha yaşandı. Ali Bilge Apaçık Radyo'da Ömer Madra ile birlikte yaptığı Ekonomi Politik Gündeminde batan fonlarla ilgili son skandal üzerine konuştu...

Bugün Türkiye’nin yüzyıllık dolandırıcılık, yolsuzluk, mali skandallar tarihine değil de, çeyrek asra yaklaşan AKP iktidarı döneminde tanık olduklarımıza bakalım: AKP, 15 aylık bir partiyken iktidara gelmişti, öncesinde ve sonrasında Türkiye 1980-90’ların birikimli banka, medya, enerji ve telekomünikasyon özelleştirme yolsuzluklarını konuşuyordu. O dönemin jargonuna göre yolsuzluklara ve finansal skandallara “hortumlama" adı veriliyordu. Bankaların hortumlanması, KİT’lerin hortumlanması tabiri kullanılırdı. AKP’de hortumlanan bankaların, sektörlerin, şirketlerin, skandalların üzerine iktidar olmuştu. AKP yeni bir partiydi, bahsettiğim skandallarda sicili oldukça temizdi, öncellerinin daha farklı alanlarda skandallarına ve hortumlamalarına tanlık olmuştuk. Sadece Mercümek olayını hatırlatayım. 

Dünya Bankası raporlarına göre, birikimli bankacılık yolsuzluklarının ve skandallarının Türkiye’ye 2001-2002 krizinde maliyeti - İmar Bankası hariç - milli gelirin %35’ine ulaşmıştı. Kamu 22 ve özel 55 olmak üzere 77 milyar dolarlık bir faturası oldu. İşte bu fatura iktidar değişimine neden oldu. AKP de zaten yolsuzluk ve yoksulluğu öne sürerek iktidar olmuştu. 

AKP iktidarları ile geçen 25 yıla baktığımızda ise 30’a yakın skandal bulunuyor. Bazılarını sıralayacağım: İmar Bankası Uzan/TMSF şirketleri, İhlas Finans, YİMPAŞ, Kombassan, Jetpa, Endüstri Holding, Sayha Holding, Deniz Feneri, Fi Yapı, Dumankaya, Çiftlik Bank, lisanssız Forex platformları, kripto yatırım platformları, Thodex, çeşitli konut yapı kooperatifleri, kripto para Ponzi/dolandırıcılık dosyaları, ön ödemeli konut satışları, devre mülk ve tatil organizasyonları gibi pek çok mali kayba neden olan olaylara tanık olduk. 

Bunlardan bazıları - İmar Bankası , İhlas Finans gibi - 90’lardan 2000’lere intikal etmişti. 25 yılda bu yaşanan finansal skandallar, dolandırıcılıklar adeta göz yumularak, görmezden gelinerek gerçekleşti. Herkesin gözü önünde cereyan ediyordu. Sürekli ‘kaza geliyorum’ diyerek bunlar yaşandı. En son yaşadığımız fonların batışı da 2,5 yıldır konuşuluyordu ve bir yıldır bizzat Maliye Bakanı Mehmet Şimşek işaret ediyordu.

Son olay dahil hepsi için işaret etmek istediğim şu: Bu tür mali soygunları, skandalları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen otokratik rejimle ilişkilendirmeden bakmamak gerekiyor. Çünkü bu rejim ile ülkeyi düzgün yönetmeniz mümkün olmuyor. Bu rejim ile finansal skandalları önlemeniz mümkün olmuyor. Bunların konuşulmasına bile müsaade edilmediği bir otokratik rejimdeyiz. Biz az demokraside de yolsuzluklar, skandallarla karşı karşıya kaldık ama bunları çok açık konuşabiliyor, açıklayabiliyorduk; kamuoyu ve medya vardı. Otokratik rejimlerde mali skandallar daha fazla ve daha kapalı yürüyor; hem yönetememezlik, hem de göz yumma birlikte cereyan ediyor. 

Bu nedenle fon skandalları gibi finansal dolandırıcılıkla özdeşleşen gelişmeleri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen sistem ile ilişkilendirmeden bakmak yanıltıcı olur. Bu rejimle işler düzgün işlemiyor. Çünkü otokratik rejimde her şey bir kişide, bir yerde toplanıyor; yüksek yargı, mahkemeler orada toplanıyor, Merkez Bankası orada toplanıyor, SPK, borsa yönetimi, sözde bağımsız sektörel otoriteler... Her şey bir yerde toplanıyor. Bakanların, bürokrasinin, kamuoyunun, basının ve hatta Meclis'in araya girip bazı şeylere müdahale etme imkanı da sıfırlanıyor.

Göz göre göre mali skandallarla karşılaşmamızın nedeni otokratik rejimdir. Çünkü rejimin doğasında var: Otokrasi denetlemez ya da istediği zaman denetler; demokraside ise yani ileri bir demokraside ise sistem her daim denetlemeye hazırdır. 

Dinleyiciyi boğmadan bazı rakamlar vermek istiyorum. Borsada işlem gören hisse senedi sayısı 630 ve bunun 37’si bu sene halka arz edilmiş. Onları çıkarıyoruz. İşlem gören 593 adet hisse varmış. Bunların dolar bazında 142’si %34'ü pozitif durumda yani kârda. %76’sına karşılık gelen 451 hisse ise zararda bulunuyor. BIST 100, BIST 30 adlı endekslerde bulunuyor borsada ve BIST 100 hissenin sadece 32 adedi kârlı, %68’i ise zararda. BIST 30’ da ise ki bu endeks en seçkinler grubudur, burada bulunan 30 hisseden 13’ünün %43’ü pozitif, %57’si ise zararda. Borsamızın 2026 manzarası bu şekilde ve böyle bir borsa manzarası içinde TÜPRAŞ, ASELSAN, Ereğli Demir Çelik gibi dev şirketler yer alıyor. 

Bu devlerin üstüne çıkan, ismi cismi bilinmeyen ancak bu devlerin kat be kat üstünde getirileri olan, fiyatları arşı alaya yükselen bazı şirketler türüyor. Bu işlerden hiç anlamayan, yoldan geçen birine sorsanız, bu borsada bir anormallik olduğunu size söyler. Her hangi biri ASELSAN’ı , TÜPRAŞ’ı ve Ereğli Demir Çelik şirketlerini söyler ama fiyatı çok kısa sürede 3 bin katına çıkan şirketleri bilmez, söyleyemez. Anormallik uzunca bir süredir vardı, konuşuluyordu; pek çok uzman ve gazeteci tarafından dile getiriliyordu. Hatta bir yıl öncesinden bu yana Mehmet Şimşek tarafından da dile getiriliyordu ama Şimşek yerinde oturmaya devam ediyordu. Bu süreçte sahtekar bir sistemin işlediğini anlatan insanlar ceza yedi, sorgulandı, gözaltına alındı; halkı galeyana getirmek, bulanıklık yaratmakla suçlandı. 

Ancak tekraren altını çizmek lazım: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen sistem ile bu tür olayları ilişkilendirerek bakmak gerekiyor. Otokrasi denetimden uzak bir rejim. Uzunca bir süredir hortumlama yapılıyor, yıla sari sürüyor, ikazlar yapılıyor, göz yumuluyor, tüm bu olaylara medya destek oluyor, iktidar medyasında bu fonların reklamlarından geçilmiyor.

Türkiye’de, sözde bu alanları düzenleyen ve denetleyen kurumlar var: BDDK var, SPK var, borsanın kendi denetim süreçleri var ve bunların hiçbiri işlemiyor; kağıt üzerinde kalan görev ve yetkiler oluyor. Çünkü herkes tek adama, saraya ve onun yanındakilere bakıyor. 

Günlük yaşama, demokratik hak ve özgürlüklere olağanüstü baskı uygulanırken, her şeye müdahale edilirken vatandaşın tasarrufları korunamıyor. Denetim ve gözetim uçmuş gitmiş devletten! Bu olaylar bilerek ya da bilmeyerek göz yumulmasıdır. 

Bir diğer husus da otokrasilerde ‘ahbap çavuş kapitalizmi’ egemen oluyor. İlişkiler, ipler hep birbirleriyle düğümleniyor. Bakıyorsunuz birinin eşi SPK üyesi, birinin akrabası sarayın en tepesinde düğümleniyor. Böyle bir örgü bulunuyor Türkiye’de; rejim içi aktörler, sermaye, bürokratik ve siyasi kadrolar sanki Rothschild ailesi gibi yapılandı. Rothschild ailesinde kuzenler birbirleriyle evlendirilir ve sermaye dışarı çıkmaz, dolayısıyla aşk da yoktur ilişkilerinde. Otokrasilerde de, havuzlar arasında böyle iç içe geçmiş örgüler, yapılar var; havuzlarla bürokrasi, siyaset ve sermaye yapıları arasında. Bu örgüde kimileri korunuyor, göz yumulanlar oluyor ama bir süre sonra ya bıçak kemiğe dayanıyor ya da kendi aralarında çatışma sonucunda iltihap patlıyor. 

Türkiye ekonomisi kaynak sıkıntısı içinde; her alandan kaynak bulmaya çalışıyor, dış finansal kaynakların peşinde koşuyor. Yabancılar gelsin, yatırım yapsın isteniyor. Peki bunlar nereye geliyor? Borsaya giriyor; hazine, bono ve tahvil ile mevduata geliyor. Bunlar da mali enstrümanların getirisine bakıyorlar. Yabancılar da kör değil elbette, olan biteni izliyorlar, aleni bir durum olduğunu görüyorlar, raporlarına da bu durum yansıyor. Batan fonların ve hisselerin yükselişi, şişirme hisseleri onlar da görüyor ve inceliyorlar, ele alıyorlar. Türkiye’ye yatırım ilişkisi olan büyük yabancılar bu olan biteni raporlarına yansıttılar, tüm bunlar Türkiye’nin ligini değiştirecek tarzda olaylar. OECD‘nin kara ve gri listesi var ya; Türkiye, dünya piyasalarında Afrika ligine düşme durumuyla karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine fon patladı, üzerine gidilmiş oldu. Mehmet Şimşek de bu işleri bilir ama kendisi istifa müessesesi diye bir müesseseden habersiz. Tüm olan bitene bakın istifa eden yok! Ne bürokraside, ne siyasette bir tane istifa yok! 

Apaçık Radyo'daki programın tamamına "Otokrasi denetlemez ya da istediği zaman denetler" | Apaçık Radyo bağlantısından erişebilirsiniz...

Ali Bilge'ye ve Apaçık Radyo'ya teşekkür ederiz...

Programı hazırlayan ali bilge

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış