Yaman Çelişki
Kirli siyasetinin kronik hastalığı bir kez daha kendini gösterdi: Sözle eylem arasındaki derin uçurum. Ana muhalefet partisinin başına “mutlak butlan” tartışmalarıyla getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü Televizyonu’nda katıldığı programda çarpıcı bir açıklama yaptı. 2016’da Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına “evet” oyu verdiğini ve bundan hiç pişman olmadığını açıkça dile getirdi. “İlkem budur, dokunulmazlıklar kaldırılsın, kişi aklansın” diyerek arkasında durduğunu belirtti.
Aradan çok geçmeden aynı Kılıçdaroğlu’nun ekibi, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş’ı ziyaret edeceğini basın aracılığıyla kamuoyuyla paylaştı. Ziyaretin “önümüzdeki günlerde” gerçekleşeceği duyuruldu. Bu hamle, siyaset kulislerinde hemen “meşruiyet arayışı” olarak yorumlandı. Toplumun önemli bir kesiminin meşru görmediği liderlik konumunu güçlendirmek, muhalefet içi ittifaklara zemin hazırlamak ve “diyalogcu” imajı pekiştirmek için atılan bir adım gibi duruyordu.
Fakat bu tutum, tam bir çelişki abidesiydi. Bir yandan “dokunulmazlığın kaldırılmasına pişman değilim” diyen bir siyasetçi, diğer yandan o kararın mağduru olarak görülen kişiyi cezaevinde ziyaret ederek yakınlık mesajı vermeye çalışıyordu. Bu ikircikli duruş, kamuoyunda “ne yapmaya çalışıyor?” sorusunu haklı olarak akıllara getirdi. Siyaset, bazen özür dilemek yerine ziyaret kartını oynamayı tercih ediyor; ancak bu kartın da bir geçerliliği olması gerekiyor.
Selahattin Demirtaş’ın yanıtı ise net ve soğukkanlı oldu. Ziyareti kabul etmeyeceğini kamuoyuyla paylaştı. Bu ret, sadece kişisel bir karar değildi; aynı zamanda siyasi bir tavırdı. Demirtaş, Kılıçdaroğlu’na kolay bir “meşruiyet alanı” açmayı reddederek oyunu bozdu. Politikada her temasın bir anlamı vardır ve Demirtaş, kendi duruşunun sınırlarını net çizerek “her temas meşruiyet üretmez” mesajı verdi.
Bu olay, reel siyasetinin temel sorunlarından birini bir kez daha gözler önüne seriyor: Tutarlılık eksikliği. Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlık tavrıyla ziyaret girişimi arasındaki mesafe, samimiyet sorgulamalarına yol açıyor. Bir taraf “pişman değilim” derken diğer tarafı ziyaret etmek, toplum nezdinde inandırıcılığı zedeliyor. Demirtaş’ın reddi ise, cezaevi koşullarında bile siyasi iradenin korunabileceğini gösteriyor.
Yorumlar (0)